KURTULUŞ SAVAŞI’NDA TÜRK DENİZCİLERİ VE
CUMHURİYET BAHRİYESİNİN KURULUŞU
Tümgeneral (E) Cevat ÜLKEKUL

 

ÖZET

Donanmanın etkisiz duruma getirilerek, Haliç’e hapsedilmesi nedeniyle Deniz subayları ve Deniz Harp Okulu öğrencileri Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı’na katıldılar. Bahriyemizin bir kısım personeli de Muavenet-i Bahriye (Bahriye Yardım Kuruluşu) adı altında bir grup oluşturarak, İstanbul’da İtilaf Devletlerinin kontrol ve baskısı altında ambarlardan geceleri gizlice kaçırdığı top, hafif silah, cephane, mayın, donatım araç ve gereçlerini, sivil deniz araçları ile Anadolu’ya, Kurtuluş Savaşı’nı yapan birliklere ulaştırdılar. Daha da önemlisi, bu vatansever denizciler, büyük fedakarlıklarda bulunarak, canları pahasına bir yandan Karadeniz üzerinden yapılan nakliyatla Kurtuluş Savaşı’nın lojistik desteğinin önemli bir kısmını sağlarken, öte yandan da Karadeniz’deki nakliyatın güvenliği yönünden önemli liman ve kıyı bölgelerinin savunulmasını üstlendiler. Hatta güvenli ve daha süratli bir nakliyat için Kızılırmak Nehri’nden yararlanmayı bile denediler. Ama en önemlisi, bütün bu görevlerin Karadeniz’in şiddetli fırtına ve dalgalarına dayanması olanaksız, küçük ve yetersiz teknelerle yapılmış olmasıdır.

Kahraman Türk Denizcileri imkansızlıklara ve olumsuz şartlara rağmen, Kurtuluş Savaşı’nın kara harekatını yürüten ordularımıza, 220.000 ton gibi inanılmaz miktarda silah, cephane ve malzemeyi taşımayı başarmışlardır.

Bununla da kalınmamış, Karadeniz kıyılarında, Türk halkına karşı bir soykırım başlatmış olan Rum – Pontus çeteleri ile de mücadele edilmiş ve Cumhuriyet Donanması’nın oluşumuna temel hazırlamıştır.

 

TURKISH SEAMEN IN THE INDEPENDENCE WAR AND THE FORMATION OF THE REPUBLIC’S NAVY
(R) Maj. Gen. Cevat ULKEKUL

ABSTRACT

Due to the fact that the navy had become ineffective being imprisoned in Haliç, the Naval Officers and the students of The Naval War School escaped to Anatolia and joined the War of Independence. A part of the personnel forming an organization called “Muavenet-i Bahriye” (Naval Aid Organization) stole, cannons, light weapons, ammunition, landmines, ordnance and civil sea transportation vehicles from the enemy forces in Istanbul and transported them to the fighting units in the War of Independence in Anatolia. Even more important than that these patriot mariners showing great sacrifice and risking their lives, were aiding the units in war logistically over Karadeniz and were taking on the defense of the coasts and harbors to defend the transportation as well. In fact they tried to use the Kızılırmak River as a safe and faster transportation route. Yet the most important of them all, is that all of these missions were accomplished with boats which were incapable and too small to hold out in the Black Seas strong storms and waves.

The Heroic Turkish Seamen in spite of the negative conditions and shortage succeeded to transport an unbelievable 220.000 tons of weapons, ammunition and equipment to the land operation armies.

As though these were not enough they fought the Rum – Pontus bandits who started a genocide against the Turkish public on the Black Sea coasts and made arrangements for the formation of the Republic Navy.
 

BİLDİRİ

Sempozyumun bu konusunu işleyecek olan konuşmacı, bir iki gün önce, özrü nedeniyle, sempozyuma katılamayacağını bildirmiştir. Böyle önemli bir konunun, sempozyuma sunulacak biçimde kısa zamanda hazırlanmasına olanak yoktu. Programı değiştirmemek amacıyla ve konu üzerinde daha önce çalışmalarımın bulunması nedeniyle, konuyu işleyerek sizlere sunmayı seve seve kabul ettim. Bu konuyu sunacak pek çok seçkin sivil ve asker araştırmacı varken, böyle bir şansı yakalayabilmekten duyduğum onuru belirtir, hepinize saygılar sunarım.


GİRİŞ

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük devlet adamı Atatürk, millet iradesine ve egemenliğine dayanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmakla kalmamış, bu devletin temelini tam bağımsızlık, millilik, laiklik ve çağdaşlık temellerine oturtarak, her yönüyle gelişmiş ve çağdaş bir devlet yaratmak istemiştir. O, 1935 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişme sürecini “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra içerde ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler... İşte Türk genel devriminin kısa bir özeti...” biçiminde tanımlamıştır.

Atatürk, her canlı gibi bir gün öleceğinin bilincindeydi. Bu nedenle kurduğu cumhuriyetin ve yaptığı devrimlerin sonsuza kadar yaşaması, her zaman göz önünde tuttuğu en büyük amacıydı. Bu amacın gerçekleşmesi, milletin cumhuriyete sahip çıkması ve devrimleri benimseyip koruması ile gerçekleşebilirdi. İşte bu nedenle o yüce insan amacını büyük Türk Milleti’ne benimsetmenin, eserlerinin ve devrimlerinin kollanma ve korunmasını Türk Milleti’nin bekçiliğine emanet etmenin gerektiğine inanmıştı. Bu inancı nedeniyle sık sık halka gitti, Türk Milleti’ne seslendi, devrimlerini ve fikirlerini anlattı, onları yaydı ve benimsetti. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “halk içinde, ordu içinde, köylü, işçi, esnaf, tüccar, sanayici, memur, yönetici içinde, çocuklarla birlikte geçirdiği her an, açıkladığı her görüş, her düşünce, ortaya koyduğu her tutum, her davranış ve her eylem Atatürkçü Düşünceyi ve Atatürk Gerçeğini bütün anlam ve kapsamıyla gözler önünü” sermiştir. Böylelikle Atatürkçü düşünce benimsenmiş, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti’nin gerçek anayasası olmuş ve olmaya devam edecektir.

Atatürk’ün yurt gezilerinde ortaya koyduğu ve Atatürkçü Düşünceyi oluşturan fikir, görüş, tutum, davranış ve hatta duygularının her biri milletimizin her alanda çağdaş uygarlık düzeyine eriştirilmesine ilişkin temelleri belirler. Bunlar içinde Bahriyemizin de ayrı bir yeri vardır. Onun için bu sunumda, önce Bahriyemizin Kurtuluş Savaşı’ndaki hizmetlerine daha sonra da, bu hizmetleri çok yakından bilen Atatürk’ün, o günlerin güç koşullarında, Cumhuriyet Donanması’nın oluşturulması yolundaki çabaları özetlenmeye çalışılacaktır.

Birinci Dünya Savaşı Sonrasında Bahriye

Geçmişte, donanma ve denizcilerimizin birçok başarılara imza atmış olmalarına karşın, Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme döneminden Bahriye de payını almıştır. Gerileme döneminde Türklerin Anadolu’da varlıklarını sürdürebilmeleri için kuvvetli bir deniz gücüne sahip olması gerçeğinin unutulmaması nedeniyle, zaman zaman donanmaya önem verildiği olmuş ise de, XX. Yüzyıla girilirken deniz gücünün iyice zayıf duruma düşürüldüğü de bir gerçektir. Bunun sonucu olarak Birinci Dünya Savaşı’nda donanmamız neredeyse Boğazlardan çıkamaz duruma gelmiştir. Savaş bitiminde işgal devletlerince Haliç’e kapatılan Osmanlı Devleti Donanması, burada çürümeye terk edilmişti. Üç önemli yarası olan Yavuz gemisi de Haliç’e giremediğinden, İngiliz gemilerinin gözetiminde İzmit’e getirilip, bağlanmıştı.

Kurtuluş Savaşı’nda Türk Denizcileri

Donanmanın etkisiz duruma getirilerek, Haliç’e hapsedilmesi nedeniyle deniz subayları ve Deniz Harp Okulu öğrencileri Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı’na katıldılar. Bahriyemizin bir kısım personeli de Muavenet-i Bahriye (Bahriye Yardım Kuruluşu) adı altında bir grup oluşturarak, İstanbul’da İtilaf Devletlerinin kontrol ve baskısı altında ambarlardan geceleri gizlice kaçırdığı top, hafif silah, cephane, mayın, donatım araç ve gereçlerini, sivil deniz araçları ile Anadolu’ya, Kurtuluş Savaşı’nı yapan birliklere ulaştırdılar. Daha da önemlisi, bu vatansever denizciler, büyük fedakarlıklarda bulunarak, canları pahasına bir yandan Karadeniz üzerinden yapılan nakliyatla Kurtuluş Savaşı’nın lojistik desteğinin önemli bir kısmını sağlarken, öte yandan da Karadeniz’deki nakliyatın güvenliği yönünden önemli liman ve kıyı bölgelerinin savunulmasını üstlendiler. Hatta güvenli ve daha süratli bir nakliyat için Kızılırmak Nehri’nden yararlanmayı bile denediler. Ama en önemlisi, bütün bu görevlerin Karadeniz’in şiddetli fırtına ve dalgalarına dayanması olanaksız küçük ve yetersiz teknelerle yapılmış olmasıdır.

Kurtuluş Savaşı’na başlanıldığında, Haliç’te enterne edilen ve İzmit’te kontrol altında tutulan İmparatorluk Donanması’na ait gemilerin toplam tonajı 62.000 tondur. Buna karşın, yalnız İngiliz, Fransız ve Yunan filolarının toplam tonajı 209.000 tondur. Halbuki, Anadolu Donanması ancak, Kurtuluş Savaşı’nın sonunda 7000 tona ulaşabilmiştir. Bu güç, Müttefik Devletlerin deniz gücü ile kıyaslandığında, savaşın başındaki oran 1/100’dür. Savaşın sonunda ele geçirilen düşman gemileri nedeniyle, bu oran 1/36’ya düşmüştür. İşte bu zayıf deniz gücü, yurtsever denizcilerimizin vatan sevgileriyle, aşağıdaki yerlerde ve aşağı gösterilen biçimde teşkilatlanarak, Kurtuluş Savaşı’nın kara harekatını yürüten ordularımıza, 220.000 ton gibi inanılmaz miktarda silah, cephane ve malzemeyi taşımayı başarmışlardır.

Bununla da kalınmamış, Karadeniz kıyılarında, Türk Halkı’na karşı bir soykırım başlatmış olan Rum – Pontus çeteleri ile de mücadele edilmiş, Böylelikle Kurtuluş Savaşı’nın deniz harekatı başarı ile sonuçlanmış, adları bir bir saymaya olanak bulunamayan birçok denizcimiz, gemileriyle birlikte destanlaşmıştır.

Kurtuluş Savaşı aynı zamanda Cumhuriyet Donanması’nın oluşumuna temel hazırlamıştır. Bu nedenle yapılan hizmetlerin yanı sıra, ilk teşkilatlanma hareketine de göz gezdirmek gerekir.

Kurtuluş Savaşı’nın ana çizgileri belirlenip, Batı Anadolu cephesinin önem ve önceliği belirlendiğinde, bu cephenin desteklenebilmesi için, Karadeniz üzerinden yapılacak silah, cephane ve malzeme ikmali kaçınılmaz bir duruma gelmiştir. Bunun üzerine, 10 Temmuz 1920’de, o zamanki Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı “Umur-u Bahriye Müdürlüğü” kurulmuştur. Bu kuruluş, eldeki birkaç deniz birliği, yerel tekneler ve gönüllülerle düşman gemilerinin hareketini izlemiş ve kurduğu istihbarat ağı ile Karadeniz’deki lojistik nakliyatın koordinasyonunu ve yerine getirilmesini başarıyla sürdürmüştür. Bu sıralarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Sovyetler Birliği arasında askeri malzeme yardımı anlaşmasının yapılması üzerine, Karadeniz lojistik ikmal kanalı daha da önem kazandığından, adı geçen kuruluşun “Trabzon Kaçakçı Müfrezesi” adlı birimi, “Trabzon, Nakliyat-ı Bahriye Müfreze Komutanlığı” biçiminde yeniden teşkilatlandırılmıştır. Türk Ulusal direnişinin gelişmesi ve savaşın kazanılması için lojistik desteğin giderek daha önem kazanması nedeniyle, zamanla yeni bir teşkilatlanmaya gidilmiş ve “Umur-u Bahriye Müdürlüğü” 01 Mart 1921 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı “Bahriye Dairesi Reisliği”ne dönüştürülmüştür. Teşkilat şemasında görüldüğü gibi İzmit, Samsun, Amasra Bahriye Komutanlıkları ile Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Müfrezesi, Karadeniz Ereğli Nakliyat-ı Bahriye Komutanlığı, Eğridir Gölü Bahriye Müfrezesi ve Fethiye Bahriye İrtibat Grubu yeni kurulan Reislik emrine verilmiştir. Daha sonra, 01 Ocak 1921’de, birliklere eğitilmiş deniz eri yetiştirilmesi bir yana, Rum Pontus çetelerine karşı büyük mücadele veren Samsun Bahriye Komutanlığı, aynı biçimde 28 Haziran 1921’de deniz nakliyatının yanı sıra, tahrip edilmiş yol ve köprüleri onararak, kara taşımacılığına da önemli katkılar yapan, İzmit Bahriye Komutanlığı kurularak, teşkilatın daha etkin duruma getirilmesi sağlanacaktır.


 

Teşkilatın birimlerinden Amasra Bahriye Komutanlığı,  Karadeniz’in batısı ve İstanbul Boğazı yöresinde keşif faaliyetleri ile İstanbul’dan kaçırılan malzemelerin güvenle yerlerine ulaşmasına yardım etmiş, zaman zaman da taarruzi görevler yapmıştır. 

Karadeniz Ereğli Nakliyat-ı Bahriye Komutanlığı ise İstanbul- Akçakoca; Trabzon- Akçakoca arasındaki güvenli deniz ulaşımını sağlamış, bölgesindeki gemi ve araçlara lojistik destek ve üs kolaylıkları vermiştir. Bu komutanlık aynı zamanda Karadeniz’de nakledilen askeri malzemeye ilişkin kayıtları da tutmuş ve Bahriye Dairesi Reisliği’ne, günü gününe bunların raporunu vermiştir.

 

 

 Türklere karşı soykırıma girişen Rum-Pontus çetelerinden bir grup

16 Mart 1921’de kurulan Fethiye Bahriye İhtiyat Grubu ile Liman Reislikleri, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz yöresinde istihbarat toplama, nakliye ve sahil güvenlik görevlerini yürütmüştür. Eğridir Gölü Bahriye Müfrezesi, Antalya’ya gelen askeri malzemenin Batı Cephesi’ne ulaştırılmasını sağlamıştır.

İnebolu Yükleme ve Boşaltma Komutanlığının Cephane Boşaltma Faaliyeti

 

Kurtuluş Savaşı’na katılan Deniz Subaylarından bir grup

Hem Karadeniz, hem Marmara Denizi ve hem de Ege ve Akdeniz yörelerinde görev yapan gemiler yaşlı ve düşük süratli olmalarına, tahkim edilmemiş üs ve limanlara dayanarak harekat yapmalarına ve korumasız olmalarına karşın adeta mucizeler yaratmış, personelinin üstün görev anlayışı, cesaret ve feragati, her şeyden önce içten vatan sevgileriyle, üstlendikleri görevleri tamamen yerine getirmişlerdir.   

Aydınreis Gambotu

                                 

Destanlaşan gemilerimiz arasında yer alan Alemdar Romorkör’ü, İstanbul’dan, işgal kuvvetlerinin denetiminden, gemi kurtarma bahanesiyle Karadeniz Ereğli’ye kaçırılmış; Fransızlar daha sonra gemiyi ele geçirip, yeniden İstanbul’a gönderme planları yaparken, kahraman gemi personeli gemiye el koyarak 09 Şubat 1921 günü gemiyi Ereğli’de baştankara etmiştir. Daha sonra Alemdar Trabzon’a getirilmiş ve çok değerli hizmetlerde bulunmuştur. Alemdar bir örnektir; onun gibi eldeki gemilerimizin tümü ve ayrıca gönüllü halkın tekneleri ile yapılmış olan, bunların ve personelinin adlarını Kurtuluş Savaşı tarihimizin altın sayfalarına yazdırmışlardır.

Büyük Atatürk, lojistik ve istihbarat gibi unsurların bir harekata olan etkilerini çok iyi bilen bir komutandı. Zaman zaman genç subayların arasına girer ve onlara sorduğu sorularla, onların askerliğe ilişkin konulardaki bilgilerinin geliştirilmesine çalışırdı. Nitekim, bir 30 Ağustos günü, tören geçidinden sonra Ankara Palas' ta genç subaylarla arasında şöyle bir konuşma geçmişti:

- Dünyanın en büyük komutanı kimdir?

Bir subay bütün içtenliği ile yanıt verdi:

- Sizsiniz Paşam,

Atatürk, hayır anlamında başını sallamış, ayrıca yüzünden bu cevaptan hiç de memnun olmadığı belli oluyordu. Hatta kızmıştı. Ancak subayın yüzünden de inanarak ve içtenlikle söylediği belli oluyordu. Atatürk öfkesine hakim olmaya çalışarak şunları söylemişti:

- “Siz ya tarih bilmiyorsunuz, ya da inanmadığınız şeyleri söylüyorsunuz. Bu cevaptan memnun olacağımı sanmayın. Ayrıca, hak etse bile kimseyi yüzüne karşı övmeyin” dedi. Sonra daha fazla utangaçlığa meydan vermeden, sorusunun cevabını kendisi vermiştir:

-“Dünyanın en büyük kumandanı Timurlenk’tir. Çünkü bugün öğrendiğimiz ve uyguladığımız bütün tabiye kurallarını; özellikle çok önemli olan ikmal (lojistik) önde gelmek üzere, harekat ve istihbarat dahil, her şeyiyle ve her yönüyle uygulamıştır.

Bu görüşleri nedeniyle Atatürk, Bahriye’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki hizmetlerini yakından izlemiş, görmüş ve her zaman övmüştür. Ayrıca ülke savunmasında, deniz kuvvetlerinin hiçbir şekilde göz ardı edilmeyecek önemli yerini de bildiğinden, söylev ve demeçlerinde yeri geldikçe bu öneme değinmiş; geleceğe güvenle bakabilmek için Türk Deniz Kuvvetleri ve Türk denizciliğinin güçlenmesine yardımcı olmuştur.

O’nun verdiği önem nedeniyle, daha 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından 14 Kasım 1922’de Kasımpaşa’daki Bahriye Nezareti binası “İstanbul Bahriye Kumandanlığı” karargahı durumuna getirilecek ve donanma gemilerinin bakım ve onarımlarına başlanacaktır.

Büyük Atatürk’ün Bahriye’ye verdiği önem ve destek O’nun T.B.M.M.’deki söylev ve demeçlerinin yanı sıra yapmış olduğu yurtiçi gezilerindeki söylev ve demeçlerinde de görülmektedir.

Atatürk’ün Yurt Gezilerinde, Bahriye’ye İlişkin Görüş ve İltifatlarından Örnekler

İlk örnek, Büyük Atamızın 5 Eylül 1923 günü Çankaya Köşkü’nde yapılan bir söyleşideki sözleri olup, aşağıda sunulmuştur:

“Ellerimiz deniz kıyısında ve zincirlerle bağlı bir halde bulunuyor ve (Ah bir kere hür olsak da şu denizde bir yüzsek) diyorduk. İşte bugün hürriyetimizi aldık ve zincirlerimizi kırdık, denizde yüzmemize bir engel kalmadı. Fakat bir türlü suya girmiyoruz. Ayağımızı denize sokuyoruz, soğuk var. Dalsak da yüzme bilmediğimiz için batacağız, boğulacağız. Demek ki gaye hür olmaktan ibaret değilmiş. İş, yüzmeyi öğrenmekte ve kurtulmanın çaresine bakmaktaymış. İşte meydan, ordu görevini yaptı. Memleketin ilim ve irfan adamları, memurları, milletvekilleri, iş adamları başa geçtiler. Kendilerini göstersinler. Bu vatanı hür ve mutlu duruma getirsinler...”

Atatürk 15 Şubat 1924 günü İzmir Orduevi’nde başlayan harp oyunlarına, Bahriye’yi de dahil ederek Kara ve Deniz işbirliğinin önemine işaret etmiştir.

Atatürk’ün 1 Mart 1923 günü T.B.M.M.’nin birinci devre, dördüncü toplantı yılı çalışmalarının açılışında yapmış oldukları konuşmalarında, ülkenin ekonomik, siyasal ve askeri bütün iç ve dış sorunları ile yapılan hizmetlerden söz ettikten sonra sözü Kurtuluş Savaşı’na getirmiştir. Kurtuluş Savaşı’ndan söz ederken savaşın kazanılmasında Türk Milleti’nin asker – sivil, kadın – erkek, genç – yaşlı demeden bütün varlığıyla yapmış olduğu hizmet ve fedakarlıklara ayrıntılı biçimde değinmiş ve daha sonra şöyle buyurmuştur.

“...Zamanında bütün Deniz Kuvvetleri ve silah, cephane depolarıyla, hareket üslerimizin ve inşaat tezgahlarımızın İstanbul’a sıkıştırılmasındaki sakınca işte bu mücadelede ortaya çıkmıştır. Düşmanın ablukasına ve sahip olduğu deniz vasıtalarına rağmen, Deniz Kuvvetleri mensuplarımız birkaç gemi ile harikalar göstererek hiçbir şey kaybetmeden deniz ulaşımını sağlamak suretiyle teşekküre değer hizmetleri yerine getirmiştir...”

Atatürk, daha sonra “Dumlupınar ve Anadolu Gezisi” dahil, yurt gezilerinin önemli bir kısmını denizden, donanma gemileri ile yaparak, Cumhuriyet Donanması’nın oluşumuna zemin hazırlayacaktır.

Atatürk, 30 Ağustos 1924 Cumartesi günü sabahı Dumlupınar’daki “Şehit Asker Anıtı”nın temelini atarken de ekonomik konularda başarı sağlanmadan Ordu ve Donanmanın güçlenmeyeceğine de değinerek şöyle buyurmuştur:

“Efendiler,
Milletimiz burada kutladığımız büyük zaferden daha önemli bir görev peşindedir. O zaferin anlaşılması milletimizin iktisadi alandaki başarısıyla mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki, iktisaden zayıf bir yapı fakirlik ve yoksulluktan kurtulamaz; kuvvetli bir medeniyete, refah ve mutluluğa kavuşamaz; sosyal ve siyasal felaketlerden yakasını kurtaramaz, memleketin yönetimindeki başarılar da iktisadi hayatındaki birikimler derecesi ile orantı olur. Hiçbir medeni devlet yoktur ki ordu ve donanmasında önce iktisadi durumunu düşünmüş olmasın. Memleketin bağımsızlık ve savunması için varlığı gerekli olan bütün kuvvetler ve araçlar iktisadi hayatın verimliliği ve gelişmesiyle mükemmel olabilir.”

Bu büyük törende Bahriyemizden bir grup subay da hazır bulundurularak, Bahriye’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki hizmetlerine olan şükran dile getirilmiştir.


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ve eşi Latife Gazi Hanımefendi, 30 Ağustos
1924 günü Dumlupınar’da yapılan törene katlan Deniz Subaylarını selamlarken

Büyük Kurtarıcımız, törenden sonra 21.30’da trenle Afyonkarahisar’a gelmiş, buradan 01.30’da Eskişehir’e yola çıkmıştır. Eskişehir’den Karaköy’e trenle, oradan da otomobille Bursa’ya gidilmiştir. 11 Eylül 1924 günü Bursa’nın kurtuluşu kutlandıktan sonra Mudanya’ya hareket edilmiştir.

Gezinin Mudanya’dan sonraki bölümü Bahriyemiz için ayrı bir onur vesilesi olmuştur. Çünkü gezinin Mudanya’dan başlayan bölümü Cumhuriyet Donanması gemileriyle yapılmakla kalınmayacak, ayrıca Gazi Mustafa Kemal’in Bahriyemiz hakkındaki görüş ve iltifatların ortaya konulmasına da olanak verecektir. O’nun cumhuriyetin kuruluşundan sonra ilk deniz gezisini donanma gemileriyle yapması, Bahriye’ye verdiği önemin bir göstergesi ve Bahriye’ye ilişkin olarak yapmak istediği geleceğe yönelik çalışmaların da bir işareti olmuştur.

Burada, Atatürk’ün gezisini Donanma gemileriyle yapmasına ilişkin bir olaya da değinmekte yarar görülmektedir. Olaya ilişkin bilgiler, Tuğamiral (E) Çetinkaya APATAY’ın 18 – 20 Şubat tarilerinde yapılan “Donanma Komutanlığı 1inci Denizcilik ve Deniz Harp Tarihi Semineri”nde sunduğu “Cumhuriyet Donanması için yapılan ilk gemilere verilen isimler ve nedenleri” başlıklı bildirisinden aynen alınmıştır:

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın direktifleriyle 15 – 22 Şubat 1924 tarihleri arasında İzmir’de bir harp oyunu oynanmıştır ve bu harp oyununa Cumhurbaşkanı Mareşal Üniformasıyla katılmıştır. Halbuki Gazi Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, (Lord Kinross’a göre bir istisnasıyla, o da Mussolini’nin tehditleri nedeniyle İtalyan Büyükelçisi’nin kendisine ziyaretinde olmuştur) hiç üniforma giymemiştir. Döneminde İran Şahı’ndan Hitler’e, Mussolini’den Franko’ya kadar devlet başkanları veya diktatörleri gösterişli üniformalar giyerken, o bir asker, bir Mareşal olmasına rağmen sivilleştiğinin bilinci içinde hep sivil elbise giymiş, dünyada belki de hiç örneği olmayan bir lider olmuştu.

Bu harp oyununun ve Gazi Paşa’nın Mareşal üniforması giysisinin nedenleri çeşitlidir. Kimine göre Lozan’dan arta kalan İngilizlerle Musul meselesi, Fransızlarla Duyunu Umumiye Borçları meselesi, Mussolini’nin artan ve her geçen gün daha tecavüzkar olan tehditlerine cevap içindir. Kimine göre de Türkiye Yunanistan arasındaki Muhacir değişmesi ve Yunanlıların İstanbul ve civarında yaşayan Rumların değişim dışı tutulması gayretleri ve sayıları ile ilgilidir.”

Daha sonra bir donanma gemisi ile Karadeniz’e seyahat yapmayı ve Trabzon, Rize, Giresun ve Samsun gibi illerimizi Kurtuluş Savaşı’nda oluşturulan deniz kuruluşlarının yerlerini ziyaret etmeyi planlayan Atatürk, bu yolculuklarını Hamidiye Kruvazörü ile yapmış; onarımdan yeni çıkmış olan Peyki Şevket Torpido Kruvazörü, Hamidiye’ye refakat etmiştir.

Hamidiye Kruvazörü
 

GGeminin bütün subay ve erleri, Cumhuriyet Donanması’nın bu ilk kahraman Gazi konuğunu güvertede, saf düzeninde karşılayıp, selamladılar. Herkes Gazi’nin yolculuğunu Hamidiye Zırhlısı ile sürdürmesinin Türk Deniz Kuvvetleri’nin yeniden düzenlenmesi ve yapılanması aşamasının başlangıcı olduğunu biliyor ve bunun heyecanını yaşıyordu. Hamidiye, 12 Eylül 1924 günü sabahı 06.00’da Mudanya’dan denize açıldı, İstanbul’a doğru yola çıktı.

15 Eylül 1924 Pazartesi günü Trabzon’a ulaşıldı. Bu sırada 16 Eylül 1924 günü Erzurum ve yöresinde deprem olmuştu. Ayrıca bu depremle de ilgilenip, kurtarma çalışmaları ve gereken yardım için talimatlarını verip, halkın dert ve üzüntülerine ortak oldular. Amacı, Samsun’a gitmek ve Samsun’dan karadan Sivas yoluyla Erzurum’a geçip depreme uğramış olan halkın dertlerini paylaşmak istiyordu.

Gazi Mustafa Kemal 20 Eylül sabahı Samsun’dan yeniden karaya çıktı ve Erzurum’a hareket etti.

Gazi Mustafa Kemal ve Eşlerinin Hamidiye ve Personeli ile Cumhuriyet Donanması’na İlişkin Görüşleri

Gazi Hazretleri, 19 – 20 Eylül gecesi, Hamidiye’de bir davet vermiş ve bu davete geminin genç subayları da katılmıştı. Hepsi sevinç ve gurur içindeydi. Geminin kıç güvertesindeki bu samimi ortam içinde, Gemi Komutanı Dz. Kur. Bnb. Hüsamettin Bey, subay ve erlerinin duygularını açıklayan aşağıdaki konuşmayı yaptı:

“Güvertesinde bulunduğumuz genç Cumhuriyet’in şu faal gemisinde zatı devletlerini selamlamak suretiyle izharı hissiyat (duygularını gösteren) bu kitle-i mütefekkire (gurur duyan bu topluluk) İnşallah yarın muavenet-i kerimaneleri ile (cömert yardımlarınız ile) yaratılacak ve yükselecek muhteşem (görkemli) bir donanmanın güvertesinde de heyecan-ı zaferle (zafer heyecanıyla) çarpan kalplerden kopup gelen bir nişane-i bahtiyarı (mutluluk belirtisi) göstereceklerdir.

Paşa Hazretleri!...
Yarının genç, güzide unsur-u bahriyesi (seçkin bahriyesi) namına bütün samimiyet-i ruhumuzla (ruhumuzun içtenliği ile) arz-ı şükran etmeyi (şükranlarımızı sunmayı) muazzez (değerli) bir vazife addeyleriz...”

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal de bu konuşmaya şöyle yanıt verdiler:
“Bir haftadır Hamidiye ile gezimde memleketimizin güzel şehirlerini gördüm. Bundan daha önemli olmak üzere donanmamızı, subaylarını tanıdım. Bu gezimde sevk ve idarenizdeki gemide gördüğüm disiplin ve düzenden ve yüksek nezaketten çok memnunum. Tarihte büyük deniz kumandanlarımız vardır. Fakat modern donanma kuruluşuna girşildikten sonra bu gibi kahramanlara, parlak hareket ve zaferlere rastlanmaz. Benim için gemiden çok subaylarını tanımak önemlidir. Milli Mücadele sırasında donanmamızın toplu olarak kullanılmasına imkan yoktu. Bununla birlikte tek tek ve vatansever hizmetler pek çoktur. Gezim sırasında gördüğüm düzen, disiplin ve eğitim bana geleceğin Cumhuriyet Donanması adına çok kuvvetli ümitler vermiştir. Bu hususta çok uygun gözlemlerle ve büyük güvenle ayrılıyorum. Ben daha yakından ilgili olarak Cumhuriyet Donanması’nın kuruluşuna yardım edeceğim. Bu gezim, bana güzel Karadeniz şehirlerini ve Deniz Kuvvetlerimizi tanıttı. Bunu sağlayan Hamidiye’nin süvarisine, subaylarına ve mürettebatına içten teşekkürlerimi takdim ederim…”

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri ve eşi Latife Gazi Mustafa Kemal Hanımefendi 20 Eylül 1924 günü Hamidiye Zırhlısı’ndan ayrılmadan önce geminin hatıra defterine Deniz Kuvvetlerimiz hakkında duygu ve düşüncelerini ayrı ayrı yansıtan aşağıdaki çok veciz anılarını yazdılar:

Hamidiye Zırhlısı’nda 20 Eylül 1924 Cumartesi

“Hamidiye Zırhlısı geçmişten yadigar kalan donanmanın unsurları içinde Türk Cumhuriyeti’nin denizlerinde faaliyete geçen ilk gemisi oldu. Beş yıldan beri özlemini çektiğim deniz hayatını bana yaşatan bu gemi oldu.

Türk Donanması kumanda ve subay heyetini bu gemide, bana refakat eden Peyk-i Şevket Zırhlısında tanıdım. Temas ettiğim bu geleceğin genç ruhlu kumandan ve subayları ben de kuvvetli ümitler meydana getirdi. Hudutlarının önemli ve büyük parçaları deniz olan Türk Devleti’nin donanması da önemli ve büyük olmak gerektir. Mükemmel ve güçlü bir Türk Donanması’na sahip olmak gerekir. Bunun ilk başlangıç noktası, harp gemilerinin elde edilmesinden önce, onları başarıyla sevk ve idareye yetenekli kumandanlara, subaylara sahip olmaktır. Hamidiye’de Peyk-I Şevkette tanıdığım arkadaşlar bu gayeye yürüyebileceğimizin canlı ve değerli kanıtlarıdır. Çalışan ve yararlı unsurlardan gösterişsiz bir deniz kuvveti meydana getirmek imkanına inandım. Esaslı ve değerli bir çıkış noktası bulduktan sonra ondan çok büyük gayeye yürümek ve ulaşmak elbette kolay olacaktır.”

Gazi Mustafa Kemal



Samsun Yollarında 20 Eylül 1924

“Hamidiye’nin seçkin, genç ruhlu kumandan ve subaylarının sevk ve idaresinde yaptığımız deniz gezisinin anılarını unutmayacağım. Bu heyetin Türk Cumhuriyeti’nin gelecek donanmasında başarılı kumandanlar olmasını dilerim.”

Latife Gazi Mustafa Kemal


Gazi Mustafa Kemal ve Eşleri Hamidiye Kruvazöründe, Gemi Subayları arasında

Sonraları, 2 Kasım 1924 günü TBMM’nin açılış nutkunda deniz ve deniz konularına önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Büyük Kurtarıcı şunları söyleyecektir:

“Efendiler,

Bahriye’yi (Deniz Kuvvetlerimizi) esas ve ciddi biçimde iyileştirmek düşünülmelidir. Bu konuda hareket noktası, seçkin elemanları tam olarak yetiştirip onlardan memleketin ivedi gereksinimlerinden yararlanmak ve herhalde memleketin gücünün üzerindeki hayallerden uzak kalmak olmalıdır. Memleketin savunmasından söz ederken çağdaş dünyada önemli ve etkin bir vurucu güç niteliğinde bulunan hava kuvvetlerince Yüce Meclisin özellikle ilgisini ve dikkatini çekerim...”

 

Büyük Kurtarıcının ilgi ve direktifleri ile, ülkenin parasal olanakları içinde, bir donanma meydana getirilmesi, bunun destek birliklerinin oluşturulması ile eğitim gereksinimlerinin karşılanması amacıyla 30 Aralık 1924 günü TBMM’de Bahriye Vekaleti (Bakanlığı) Kuruluş Yasası’nı kabul etmiştir. (Daha sonra, Bahriye Vekaleti 27 Aralık 1927 tarihinde söndürülecek ve yerine Ocak 1928’de Milli Müdafaa Vekaleti’ne [Milli Savunma Bakanlığı] bağlı Deniz Müsteşarlığı kurulacaktır.)


Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in Ertuğrul Yatı’ndan ayrılışları 

Atatürk 01 Kasım 1926 günü TBMM’nin, ikinci devre, dördüncü toplantı yılını açtı. Bu açış konuşmasında da, öteki konular gibi Silahlı Kuvvetlerin durumundan söz etti. Konuşmalarının aşağıya alınan bölümünde görüleceği üzere, daha önceki konuşmalarında “ordularımız” deyimini kullanarak Kara, Deniz, Hava Kuvvetlerini ifade eden Büyük Önder, bu konuşmalarında, bunları ayrı ayrı belirtmiştir. 

“Saygıdeğer Efendiler,

Kara, deniz ve hava ordularımızın yükselmesi için sarfettiğimiz çabaların verimli sonuçlar vermekte olduğunda emin olabilirsiniz. Faaliyetlerini yakından gözlemlediğim Cumhuriyet ordularının maddi, manevi alanlarda güç ve değeri vatanın dokunulmazlığını ve milletin güvenini yükümlenecek bir seviyede olduğunu kesinlikle açıklayabilirim...”

Büyük Ata’nın bu sözleri Cumhuriyet Donanması’nın oluşumunun tamamlanmak üzere olduğunun ilk işaretleridir. Nitekim çabalar meyvelerini verecek, ileride ayrıntıları verilecek, donanma manevraları da gündeme gelecek ve Cumhuriyet Donanması’nın ilk manevrasını da kendisi yönetecektir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Donanması’nın tatbikatını, en önemli devrimlerimiz içinde yer alan “Türk Yazı Devrimi”ni başlatmak, amacıyla çıktığı “Yazı Dersi Gezisi” (4 Haziran – 21 Eylül 1928) esnasında yöneltmiştir. Bu yolculuğunda 11 Ağustos 1928 Cumartesi günü Dil Encümenini kabul ederek Dolmabahçe Sarayı’nda ilk yazı dersinin açılış konuşması ile “Dolmabahçe Yazı Kursları”nı başlatmış ve yazı devrimi çalışmalarını, halka benimsetmek üzere çeşitli faaliyetlerde bulunmuş, örneğin; 28 Ağustos 1928 Cumartesi günü Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan Yeni Harfler Konferansı’na katılmış ve yaklaşık beş saat süren “Yazı Dersi”nde bulunmuştur.

29 Ağustos 1928 Çarşamba günü Dolmabahçe Sarayı’nda yeni bir “Yazı Dersi” toplantısı yapılmıştır. Artık Cumhurbaşkanımızın Yeni Harfleri tanıtım ve benimsetme yolundaki girişimleri amacına ulaşıyordu. 1 Eylül 1928 Cumartesi günü gecesi 03.30’da Ertuğrul Yatı ile Çanakkale’ye doğru yola çıkıldı. Yat 17.00’de Maydos’a erişti. Buradan otomobillerle Anafartalara gidilerek Çanakkale Savaşlarının yapılmış olduğu yerler gezildi. Maydos’dan 20.20’de Ertuğrul Yatı ile Gelibolu’ya hareket edildi.

Gelibolu’da Cumhuriyet Donanması’nın Tatbikatı

Cumhurbaşkanı Atatürk, 02 Eylül 1928 Pazar günü 13.30’da Gelibolu’ya geldi. Doğal olarak bu gezileri de halka ve halkın sorunlarına yönelik bir geziydi. Ancak O’nun asıl amacı, artık bir güç durumuna gelmiş Cumhuriyet Donanması’nın Boğazlar ve Ege Denizi’ndeki tatbikatlarının birinci bölümünü başlatmak, izlemek ve Cumhuriyet Donanması’na verdiği önemi bir kez daha vurgulamaktı.

Atatürk’ün 1 – 2 Eylül 1928 günleri tatbikatı kendisi yönetti ve tatbikatın sonunda Türk Deniz Kuvvetlerinin yeni bir sürece girdiğini görerek tatbikat sonucuna ilişkin görüşlerini aşağıdaki emirname ile duyurdu:

Ertuğrul Yatı, 2 Eylül 1928

Donanma Komutanı’na

“İstanbul’da bulunduğunuz andan itibaren bile bile verdiğim çeşitli durumlarda:

1.      İçinde bulunduğunuz koşullara göre İstanbul’dan hareket için harcadığınız zamanı çok bulmadım.

2.      Deniz ve kara ile ilgili olarak Donanma’ya verdiğim görevleri başarıyla yerine getirdiniz.

3.      Gece harekatında gösterdiğiniz dikkat memnuniyet vericidir.

4.      Özellikle son veridğim yeni varsayımlara göre çeşitli durumları ve değişim önlemleri kapsamına olan düşüncelerinizi ve kararlarınızı takdire değer buldum.

5.      Donanmamızın bugün girmiş olduğum düzen ve mükemmelliğinden çok memnun ve gururluyum. Donanma Komutanlığı’na ve Donanma’nın diğer komutanları ile, subaylarına ve bütün askerlerine teşekkür ederim. Bu biçimde hizmet ve çalışmalarınızın milletçe daima takdirle karşılanacağına kuşum yoktur.”

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal

Bu tatbikatın ardından Atatürk Deniz Kuvvetlerinin daha da güçlenmesi için tepe sınıfı gemiler ile avcı botlarının alınmasını istemiş ve bu arada Deniz Harp Akademisi’nin de açılmasına ve bu alanda Kara, Deniz ve Hava işbirliğinin geliştirilmesine karar verilmiştir.

Büyük Atamız yukarıda verilen kutlama telgrafları ile yalnız tekdir ve teşekkürlerini ifade buyurmuyor, Cumhuriyet Donanması’nın tam ve gerçek bir güç durumuna geldiğini de milletimize müjdeliyordu.

Bu bildirimi, Büyük Atatürk’ü, son günlerinde tedavi eden doktorlar arasında bulunan Dr. Asım ARAR’ın bir anısıyla bitirmek istiyorum. Dr. Asım ARAR, hastalığının artması üzerine Temmuz 1938 tarihinde Atatürk’ün Savarona Yatı’na geçmiş olduğuna değindikten sonra şunları anlatmaktadır:

“Akşam geç vakit tebliğ edilen emir üzerine ertesi sabah (15 Temmuz 1938) erkenden kalkan bir trenle İstanbul’a hareket ettik ve akşam sekiz sularında vasıl olarak doğruca Dolmabahçe Sarayı’na gittik. Oradan da bir motorla Savarona Yatı’na giderek Neşet Ömer Bey’e mülaki olduk. Yatta elektrik yapan dinamo Atatürk’ün kamarası altında bulunduğu için yaptığı gürültüden hasta rahatsız oluyormuş. Bu sebeple yata cereyan vermek üzere bir denizaltı gemisi yata bağlı olarak duruyordu”...

Bu denizaltı İtalya’da yaptırılıp 06.11.1931 tarihinde hizmete giren ve 1949 yılında hizmetten çıkarılan Sakarya sınıfı denizaltılardan “Dumlupınar” adını taşıyan ilk denizaltımızdır. Bu olay, belki de Cumhuriyet Donanması’nın Atatürk’e olan şükran borcunu, O’nun son günlerinde de yanında bulunarak ödemesi biçiminde ortaya çıkan bir takdir-i ilahi’dir.


Dumlupınar Denizaltısı

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra Cumhuriyet Donanması’nın da kurucusu olan Aziz Atam!

“Vatan gibi Cumhuriyet Donanması da sana minnettardır.”