|
BAHRİYENİN TANITIMI
Bahriyenin tanıtılması
için, eser biçimsel yönü ve içeriği ele alınarak ayrı ayrı incelenecektir.
Biçimsel Yönü ile Bahriye:
Bahriyeyi biçimsel yönüyle ele alırken ilk akla gelen husus eserin adıdır.
Piri Reis, 1526 yılında, beyaza çekip, Kanuni Sultan Süleymana sunduğu
eserinin baş sayfalarında şunları yazmıştır:
Sözü edilen tüm bu konuları,
ayrıntılı biçimde, esenlikler onun üzerine olsun, Hz. Peygamberin hicretine
dayanan tarihle dokuz yüz otuz iki (M,1526) yılına değin yazdım.Adı geçen
yerlerin bütün biçim ve çizimlerini, gerekli açıklamalarla, Gelibolunun
içinde bir yerde derleyip topladım. Böylece bu kitap oluştu. Bu düzenlemenin
ilk ana biçiminde de Gelibolu yakınlarında, Sultaniye ve Kilidi Bahr (Kilidbahir)
diye tanınan kalelerden başlayarak yer yer, durak durak, bu denizi
anlattıktan sonra, dönüp dolaşıp sonunda yine adı geçen kalelerde
tamamlandı. Gereksinim duyulduğunda, arzu olunan yerin,duraksamaya düşmeden
bulunmasının kolaylaşacağı umulur. Ancak bu ilk kitap, alemlerin koruyucusu
Padişahın mutluluklar saçan, efendilik eşiğine sunulması olanağı çok az
bulunduğundan ve bizim de buna gücümüz yetmediğinden beyaza çekilmeyip
öylece kalmıştı. Şimdi, bu önemsiz, toz toprak içinde kalmış değersiz
kullarına, sadrazamlık divanı ve vezirlik makamının sahibi, devletin güneşi,
mutluluklar ışığı sahibi, Tanrı işlerini kolaylaştırsın, İbrahim Paşadan
saygı gösterilmesi kaçınılmaz bir sesleniş geldi ve sözü edilen karalamaları
beyaza çekerek bir kitap oluşturmam buyuruldu. Ben de yerine getirilmesi
zorunlu olan bu buyruğa ve dünyanın boyun eğdiği bu yargıya uyarak, güç ve
kuvvetimiz yettiğince, Tanrının yardımıyla, çaba ve özen gösterip bu
kitabın tümünü beyaza çektim. Hazreti Sultanca beğenilmesini Yüce Tanrıdan
dilerim. Amin
Aslında Piri Reis 1521 tarihli Bahriye karalamasına bir ad vermemiştir.
Karalamalar incelendiğinde, ne bunların başında ne de içinde Piri Reis
tarafından verilmiş herhangi bir ad bulunmadığı görülmektedir. Ancak, bazı
Bahriye karalamalarının, elle yazılarak yapılmış çoğaltmalarında, Piri
Reisin değil, kopyalamayı yapan yazımcıların, kendiliklerinden vermiş
oldukları Hadakat-ül Bahriye, Netayücül-efkai, Cezayür-ül Bahar, Eşkal-i
Cezayir-i Bahri-Sefid, Harita-i Ekalim ve Kitab-ı Ahval-i Bahri-Sefid ve
Ceziretiha gibi değişik adlara rastlanmaktadır. Bu adlar bazen yazmaların
birinci sayfalarındaki, başlık (ilk sayfanın üst başına yapılan süslemeli
levha; serlevha da denmektedir.) içine, bazen cilt iç kapaklarına, bazen da
yazmanın başındaki boş bırakılmış yaprakların herhangi bir sayfasına
yazılmıştır. Doğal olarak bu gibi adlar, yazımcıları kişisel
değerlendirmeleri ve yakıştırmalarından öte bir değer taşımamaktadır Sözü
edilen değişik adların, Piri Reisin başka eserleri olarak yorumlandığı da
olmaktadır. Nitekim, Türk ve Dünya haritacılık tarihi üzerinde değerli
araştırmaları olan Tuğg. Abdurrahman Aygün, Türk haritacılık Tarihi adlı
eserinin 1. cildinde (s.46) Sorumluluğuna verilen Türk donanmasıyla
yaptığı birçok deniz seferleri sonucunda Kitab-ül Bahriye, Hadakatül-
Bahriye ve Netayüccül- efkai Cezayirül- Bahar adlarında, pek önemli ve pek
değerli yapıtlar yazmıştır. demektedir ki, bunların tümü, Bahriye ve
Bahriye karalamaları kopyaları olup, eseri kopyalayan yazımcılar tarafından
verilmiş değişik adlardan başka bir şey değildir.
Piri Reis eserinin adını karalamasını beyaza çekip son duruma getirdikten
sonra koymuştur ve bu ad, yaygın biçimde bilindiği üzere Kitab- Bahriye
değil, BAHRİYYE veya bugünkü okunuşu ile BAHRİYYE dir. Piri Reis eserine
vermiş olduğu bu adı, cilt kapağı veya başlığın içine yazmamış, eserin nazım
bölümünün sonlarına doğru dile getirmiştir. Piri Reis, burada yalnız
eserinin adını değil, bu adı niçin verdiğini de açıklayarak ve şöyle
demiştir (S.33 a):
Zira bu yer halkına iy pür-Kemal.(Çünkü ey olgun kişi, bu ülkenin
insanına)
Bahr-i Rum ilmi gerek kim bile hal.(Durumu bilmeleri için Akdenize ait
bilgi gereklidir.)
Anın için iş büni yad eyledim.(Bu nedenle, işte bunları hatırladım [yazdım}
Dahi Bahriyye diyü ad eyledim.(Sonra da ona, Bahriye adını koydum.
Kim okursa bu kitabı ey kişi.(Ey insanoğlu! Bu kitabı kim okursa)
Arturur mellah içinde cümbüşü.(Denizciler arasında gücü, saygınlığı artar.)
Bahriye adı,1526 tarihli beyaza çekilmiş eserin bütün kopyalarında, hemen
hemen aynı sayfalarda yer almaktadır.
Bu noktada yalnız Piri Reisin eserinin gerçek adının Bahriye olduğunun
belirtilmekle yetinilmemeli, Kitab- Bahriye adının nasıl ortaya çıkmış
olabileceği de incelenmelidir: Günümüze ulaşmış Bahriye yazmalarından Deniz
Müzesi Kütüphanesindeki 989 numaralı, Köprülü Kütüphanesindeki 171 numaralı
ve Fransa milli Kütüphanesindeki 956 numaralı yazmalar gibi bazılarında,
eserin başlığına hiçbir ad yazılmamıştır. Yani esere, Kitab-ı Bahriye gibi
herhangi bir ad, hatta başlık yazılmadan, doğrudan doğruya yazmanın metin
bölümü başlatılmıştır. Eserin adı, yukarıda değinildiği gibi, nazım
bölümünün sonunda bulunmaktadır. Buna karşın Bahriyenin öteki kopyalarında,
yazmanın ilk sayfasındaki başlığın içine, Haza Kitabı- Bahriye biçiminde
bir ad yazılmıştır. Şöyle ki; Bahriyenin yazıldığı günlerde matbaa henüz
Osmanlı İmparatorluğuna getirilmemiş ve kitaplar yazımcılara (çoğunlukla
düzgün ve güzel yazı yazan hattatlara) kopyalatılarak, çoğaltılmaktaydı.
Kopyalamayı yapanlar, kopyaladıkları kitabın içeriğiyle ilgilenmez ne
görürlerse onu yazarlardı.Bazı yazımcılar, yazmaya daha güzel bir görünüm
vermek için, yazmanın ilk sayfasına başlık süslemesi koyar, başlık içine
veya başlık yapılmamış yazmalarda ilk sayfanın başına, varsa, eserin adını
da yazarlardı. Bunun gibi Bahriyeyi kopyalayan bazı yazımcılar eserin
içindeki ada dikkat etmemiş olacak ki, eserin başlığının içine Haza Kitab-ı-el
Bahriye yazmıştır. Bu başlık, bilinçli olarak İşbu Bahriyenin Kitabıdır
veya İşbu Bahriye Kitabıdır anlamında yazılmış olabilir.. Anlaşılan, İş
bu Bahriye kitabıdır veya İşbu Bahriyenin kitabıdır anlamındaki Haza
Kitab-ı el- Bahriye başlığının gerçek anlamına yeterince dikkat edilmemiş
ve eser gerçek adı olan Bahriye yerine, Denizcilik Kitabı biçiminde
anlaşılan Kitab-ı Bahriye adı yazılıp, söylenmiştir. Böylelikle başlayan
Kitab-ı Bahriye alışkanlığı, günümüze dek sürüp gelmiştir. Bu gibi
durumlara başka ülkelerde de rastlanmaktadır Örneğin, Alighieri Dantenin
yeryüzü ve gökyüzünün birlikte, işlendiği, Hıristiyanlık öğretisi olan ve
dünya edebiyatının başyapıtlarından biri kabul edilen eserine verdiği gerçek
ad Commediadır. Danteye hayranlık duyan İtalyan şairi Boccasisonun Dante
için O, ilahi bir şairdir (Divino Peato) nitelemesini yapması, esere La
Divina Commedia (İlahi Komedya) denmesine neden olmuştur. Böylelikle eserin
1555te Venedikte yapılan baskısında, Commedia olan asıl adı
değiştirilerek La Divina Commedia adı kullanılmıştır. Yeni ad o denli
benimsenmiştir ki, artık eserin özgün adı olan Commedia akla bile
gelmemektedir. Ancak, değinilen değişiklik Dantenin eserinin içeriğinin
anlamını etkilemediği halde, Kitab_ı Bahriye adının kullanılması Piri
Reisin eserinin içeriğinin anlamını etkilemiştir. Bu nedenle, hem Piri
Reisin eserine verdiği gerçek ad olduğu için, hem ona olan sevgi bağının
bir gereği olarak , hem de eserin içeriğini daha iyi yansıttığı için,
tarafımızdan yapılan bütün çalışmalarda Bahriye adının kullanılmasından
kaçınalamamıştır. Yanlış bir anlamaya neden olunmaması amacıyla, konunun ilk
olarak burada dile getirilmediğini, geçmiş yıllarda da Bahriye adının
bilinçli biçimde kullanılmış olduğunu belirtilmek gerekir. Örneğin; Katip
Çelebi de Tuhfetül- Kibar Fi Esfarrl Bihar da Piri Reisten söz ederken,
Bu Piri Reis Bahriye adlı kitabı yazıp Akdenizi anlatmıştır. İslamların
bu konuda başka kitapları olmadığından denizde gezenler ona baş vururlar
,
demektedir.
Piri Reisin eserini kaleme almasından yıllar sonra, Alman tarihici ve
Türkolog Prof. Paul Kahle, bazı Bahriye karalamalarından yararlanarak,
yazmanın, Rodos Adasına kadar olan bölümünü, 1926 yılında Almancaya
çevirerek yayınlamıştı. Bu yayında eserin adı, Almanca çevrim yazımıyla
(transkripsiyonu ile), doğru biçimde, BAHRİJE olarak yazılmıştır. Ayrıca,
Bahriye adının başka yayınlarda da kullanılmış olduğu görülmektedir.
Örneğin: E.J.Brills First Encyclopaedia of Islam 1913-19162 de Piri Reis
maddesinde Piri Reis is generally known as the author of a saling book of
theAegean and Mediterranean known as Bahriye
(Piri Reis daha çok Ege
Denizi ve Akdenizin deniz kılavuzu olan ve Bahriye olarak bilinen kitabın
yazarı olmakla tanınır) denilmiş veya Von Hans J. Kisslingin Zur
Bescheiben des Rhone-Deltas in der Bahriye des Piri Reis (Piri Reisin
Bahriyesinde Rhone Deltasının anlatılışı) makalesindeki açıklamada yine
ayni ad kullanılmıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Bahriyenin Yazımının Bitiriliş Tarihi
Piri Reisin yukarıda değinilen satırlarından çıkan sonuca göre; Piri Reis
yıllar yılı topladığı bilgileri, tuttuğu notları ve yapmış olduğu çizimleri
bir araya getirerek önce eserinin karalamasını (müsvettesini) hazırlamıştır.
Karalamanın yazılması 927 Hicri yılında (11 Aralık 1520- 29 Aralık 1521)
tamamlanmıştır.
Yine yukarıdaki satırlarında açıkça belirtildiği gibi, Piri Reis, kitabının
beyaza çekilmesini, 932 Hicri yılında tamamlamıştır. Piri Reis eserinin
beyaza çekiliş tarihini yalnız kitabının baş sayfalarında yazmakla kalmamış
o yıllarda adet olduğu üzere, eserinin sonuna Ana feyz hadi (doğru yolu
gösterici ilim ve irfan) biçimindeki ebcet, hesabıyla düştüğü tarihle de,
eserin 932 Hicri yılında bitirildiğini yinelemiştir.
Konunun daha iyi açıklanması bakımından, sözü edilen ebcet veya ebcet
hesabının anlamının kısaca açıklanması gerekir: Türk, Arap ve Fars
edebiyatlarında çok kullanılan bu hesaplama yöntemi, Arap alfabesinin her
bir harfine 1de 10a kadar birer birer; 10dan 100e kadar onar onar ve
yüzden 1000e kadar yüzer yüzer artırmak yoluyla bir değer verilmesine
dayanır. Bu düzenlemeye dayanarak her bir harfi bir rakamla karşılayan ve
anlamlı veya anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik düzendeki harf
sıralamasına ebcet, bu düzenlemeden yararlanarak kelimeleri rakama
çevirmeye veya kelimelerle veya dizelerle önemli bir olayın tarihini
gösterme yöntemine de ebcet hesabı denmektedir. Ebcet hesabına dayanılarak
tarih düzenlemeye de tarih düşürme adı verilmektedir. Örneğin, İstanbulun
fethine düşürülen tarih Beldet ün tayyibe(temiz belde)dir. Bu
kelimelerdeki harflerin sayısal değerlerinin karşılıklarının toplamı
857(1453) tarihini vermektedir. Piri Reisin düşmüş olduğu ana feyz-i hadi
de ayni biçimde hesaplandığında;
ana 1+ 20 + 1 = 22
feyz 80+ 10+800 = 890
hadi 5+ 4+ 11 = 20
Toplam = 932 yılı elde edilmiş olur .
Bahriyenin içeriğine geçilmeden önce, Bahriye karalamaları ve Bahriyenin
hangi tarihlerde yazıldıklarının da iyice incelenmesi gerekir. Çünkü,
Bahriyede verilen tarihler Hicri tarihtir. (Hicri tarih, İslam ülkelerinin
çoğunda kullanılan ve ay yılına göre hesaplanan, Hazreti Muhammedin
Mekkeden Medineye göç ettiği gün başlayan takvimdir. Türkiye
Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra, 1826 yılında Hicri takvim terk edilerek,
Miladi takvimin kullanılmasına başlanmıştır. y.n.) Bahriye karalamasının ve
Bahriyenin yazılış tarihlerinin Miladi yıl olarak karşılıklarında bir sorun
bulunmaktadır, şöyle ki: Hicri 927 yılı 11 Aralık 1520 günü başlamakta, 29
Aralık 1521 günü bitmektedir. Hicri 932 yılı da 10 Ekim 1525 günü başlamakta
ve 6 Ekim 1526 günü sona ermektedir. Bu aralıklar nedeniyle bazı
araştırmacılar Bahriye karalamasının 1520, Bahriyenin 1525 yılında ve bazı
araştırmacılar ise karalamanın 1521, asıl eserin 1526 yılında tamamlanmış
olduğu görüşündedir. Aslında Hicri yılın Miladi yıla çevrilmesindeki tarih
aralıkları nedeniyle her iki görüşün de doğru olduğunun kabul edilmesi
gerekir. Ancak, hangi yıl daha doğrudur? Doğru yılın, eserin içeriğindeki
bilgilerden yararlanılarak saptanması ve belirsizliğin giderilmesi olasılığı
varken, bugüne kadar üzerinde pek durulmamıştır. Halbuki çeşitli yazmaların
birbirleriyle karşılaştırılmaları ve yazmaların içeriklerinin derinliğine
incelenmeleri ile bir sonuca ulaşılabilmesi mümkündür. Nitekim, aşağıda
görüleceği üzere, yalnız birkaç karalama yazmasının incelenmesiyle bile bir
sonuca erişilebilmektedir:
Birçok Bahriye karalamasından biri de olan Topkapı Sarayı Müzesi
Kütüphanesindeki B-337 (Bağdat-337) numaraya kayıtlı yazmadır. Öteki Bahriye
karalamalarında olduğu gibi, bu karalamanın ilk sayfalarında da, yazımının
tamamlandığı yıla ilişkin bir bilgi bulunmaktadır (s.1 b ) :
tarih dokuz yüz yirmi yedi yılında (11 Aralık 1520-29 kasım 1521) iken,
Geliboluda düzenlemek üzere bir yerde toplarken önce açıklamaları yazılıp,
sonra yerleri ve şekilleri çizildi.
Demek ki, Bahriye karalamasının yazımının 927 yılında bitirildiği kuşku
götürmez biçimde bellidir. Ancak 927 yılının belirlenmesi yeterli değildir,
hangi ayında bitirildiğinin de bulunması gerekir. Dolayısıyla, bu kez,
karalamaların ilk sayfalarında bulunan padişahlara ilişkin övgüler
incelenmiştir. Çünkü eski kitapların giriş bölümlerinde, eserin yazıldığı
tarihte tahtta bulunan padişahın adına yer verilmektedir. Örneğin; Deniz
Müzesi Kütüphanesindeki 987 numaralı ve Berlin Devlet Kütüphanesindeki Diaz
A. Foliant 57 numaralı yazmaların, hemen hemen birbirinin ayni olan, aşağıya
da alınmış olan satırlarında, bu karalamaların Kanuni Sultan Süleyman
zamanında tamamlandığı yazılmıştır:
Özellikle, gün ışığı ve ay parlaklığı, Arap ve Acem sultanlarının sultanı,
Tanrının yeryüzündeki gölgesi, Sultan Bayezid oğlu, Sultan Selim Hanın oğlu
Sultan Süleyman Hana, ihsanı bol Tanrı yardımını esirgemesin, kıyamete
değin devletini sağlam ve güçlü kılsın, utkular versin; gücünü ve ömrünü
artırsın. Amin.
Halbuki, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesindeki, B-337 numaralı Bahriye
Haralamasındaki, aşağıdaki övgü bölümü, karalamanın yazımının, Kanuni Sultan
Süleyman zamanında değil, babası Yavuz Sultan Selim zamanında bitirilmiş
olduğunu göstermektedir :
Arap ve Acem sultanlarının sultanı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim
han, Tanrı yardımını esirgemesin, kıyamete değin devletini sağlam ve güçlü
kılsın, utkular versin, gücünü ve ömrünü artırsın. Amin
Bu satırlara göre Bahriye karalaması Yavuz Sultan Selim zamanında
bitirilmiş, dolayısıyla övgü satırları da o tarihte Padişah olan Yavuz
Sultan Selim Hana yöneltilmiştir. Ancak, öteki karalama yazmalarıyla
yapılan kıyaslamadan anlaşıldığına göre yazım çalışmasının bitiminden bir
süre Yavuz Sultan Selim ölünce, karalamanın baş sayfaları tahta çıkan Sultan
Süleymana göre değiştirilerek yeniden düzenlemiş veya kopyalamayı Kanuni
zamanında yapmış olan yazımcılar, değinilen düzeltmeyi kendiliklerinden
yapmışlardır. Buradan hareketle karalamanın yazımının hangi tarihte
bitirilmiş olduğu belirlenebilmektedir. Şöyle ki; H.927 yılı 11 Aralık 1520
günü başlayıp, 29 Aralık 1521 günü sona ermektedir. Yavuz Sultan Selim ise
Edirneye gitmek üzere İstanbuldan ayrıldıktan sonra, yolda aniden
hastalanarak 21 Eylül 1521 Cuma günü akşamı vefat etmiştir. Buna göre, Piri
Reis Bahriye karalamasının yazımını 1521 yılının yaz aylarında bitirmiş
olmalıdır. Çünkü, karalamalarının öteki çoğaltmalarında, hep Kanuni Sultan
Süleymandan söz edilmektedir. Bu durumda Sultan Selim, Piri Reisin
notlarının karalamaya dönüştürülmesinin hemen ardından ölmüştür. Böyle
olmasaydı, Yavuz Sultan Selimden söz eden başka karalamaların da bulunması
gerekirdi. Sultan Selimin ölüm tarihi göz önüne alındığında, karalamanın
Temmuz Eylül 1521 aylarında
tamamlanmış olduğu ortaya çıkmaktadır.
Benzer bir değerlendirme yapılarak, Bahriyenin yazımının tamamlandığı tarih
de belirlenebilmektedir : Piri Reis, Bahriyede Tunusu anlatırken( s. 268
b) şöyle demektedir:
Osmanda sonra yerine oğullarından Mevlay-ı Hasan
tahta geçip ülkeyi yönetmiş o da ölünce onun oğlu Mevlay-ı Muhammed tahta
geçmiş. Biz Tunusa gittiğimiz zaman Mevlay-ı Muhammed hükümdarlık postunda
idi. O da aşağı yukarı otuz yıl hükümdarlık yaptı. Şu anda Tunus ülkesinin
sultanı yani hükümdarı Mevlay-ı Hasandır
Tunusun 24 üncü hükümdarının Ebu-Abdullah Muhammed Mevlay-ı Hasan
birincisinde 22 Ağustos 1526 günü tahta çıkıp 21 Temmuz 1543e kadar 21 yıl
7 ay, ikincisinde de 1543 den başlayarak 8 yıl hükümdarlık yapmıştır. Piri
Reisin
Şu anda Tunus ülkesinin Sultanı Mevlay-ı Hasandır
demesinden,
Bahriyenin yazımının sürdürüldüğü sırada, Tunusta Mevlay- Hasanın
hükümdar olduğu anlaşılmaktadır. Mevlay-ı Hasan 22 Ağustos 1526 günü tahta
çıkmıştır. Piri Reis ise Bahriyenin yazımını 932 hicri yılında, yani miladi
tarihle 10 Ekim 1925 : 6 Ekim 1526 günleri arasında tamamlamıştır. Bu
durumda Bahriye 22 Ağustos 1526 ile 6. Ekim.1526 tarihleri arasında beyaza
çekilmiş olmaktadır.
I- Bahriye Karalamaları - 152 (Metin Ve Haritalardan Oluşan Yazmalar)
1- Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, B (Bağdat) 337 kayıt numaralı yazma
2- Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya 2605 numaraya kayıtlı yazma
Yazmanın
5 b sayfası ile Çanakkale Boğazının bulunduğu 6 a sayfası
1-Süleymaniye Kütüphanesi,
Ayasofya 3161 kayıt numaralı yazma
|
 |
 |
|
Siyah renkle gösterilmiş kumsallıklar (S.71b) |
Dağları benekli noktalarla
bezenmiş gösterilmiş Sicilya Adası |
2-Süleymaniye Kütüphanesi,
Aşir Efendi, 227 numaralı yazma
|
 |

|
|
 |
  |
|
Müntehab- Bahriye-i Piri Reisteki Dünya
yarım küreleri
|
Tarih-i Hind-i
Garbideki Dünya yarım küreleri |
3-Süleymaniye Kütüphanesindeki, Hamidiye 945
numaralı yazma
|
 |
 |
|
Eğriboz Adası (19
b) |
Kıbrıs Adası (34 b) Haritalar |
4-Süleymaniye Kütüphanesi, Hamidiye 971
numaraya kayıtlı yazma

Marmara Denizi ve
İmralı Adası (162 b, 163 a)
5-Süleymaniye Kütüphanesi, Hüsrev Paşa 272
numaraya kayıtlı yazma

Venedik
görünümü (77 a, b)
6-Süleymaniye Kütüphanesi, Yeni Cami 790 numaralı yazma
7. Köprülü Kütüphanesi,
Fazıl Ahmet Paşa 172 numaraya kayıtlı yazma
8. Nuruosmaniye Kütüphanesi, 2990 numaraya kayıtlı yazma
9. Nuruosmaniye Kütüphanesi , 2997/1 numaraya kayıtlı yazma. 2997 numaraya
kayıtlı,
10. Millet Kütüphanesi, Ali Emiri- Coğrafya No. 1 kayıt numaralı yazma
11. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesindeki Nadir Eserler TY.123/2 numaralı
yazma
12. Deniz Müzesindeki, 987 numaralı yazma (Yazmanın eski kayıt numarası
3535 tir.)
13. Deniz Müzesindeki 990 Numaralı Yazma (Yazmanın eski kaydı 3638 dır)
14. Atatürk Kütüphanesi, Belediye, Muallim Cevdet O-30 numaralı yazma
15. İtalya-Bologna Üniversitesi Kütüphanesindeki (Bibioteca Universitaria di
Bologna-İtaly) Marsigli, MS 3612 numaralı yazma
16. İtalya, Bologna Üniversitesi Kütüphanesindeki Marsigli, MS, 3613
numaralı yazma
17. Almanya- Saksonya Eyaleti, Dresden Kütüphanesindeki M S. Eb. 389
numaralı Yazma.
18. İngiltere, Oxford. Bodlain Library, MS. D Orville 543 numaralı yazma
19. Fransa, Paris, Fransa Milli Kütüphanesi ( Bibliotheque Nationale de
France BNF), MS Suppl. Turc 220 numaralı yazma
20. Almanya, Berlin, Deutsche Staatbibliothek, Diez A. Foliant 57 (Almanya
Devlet
21. A.B.D. de özel bir harita koleksiyonunda bulunan yazma:
22. Avusturya, Viyana, Avusturya Milli Kütüphanesi, Resim Arşivi ve Tablo
Koleksiyonu Österreichische Nationalbibliothek Bild Archiv und Portrat
Sammlung) Cod.HO. 192 Osmanlı Tarihi (Historia Osmanica) daki yazma
23. Almanya, Kiel Üniversitesi Kütüphanesi ( Kiel Universitatsbibliothek )
Cod. MS. Or. 34
24. İngiltere, Londra, British Library ( Britanya Kütüphanesi) MS. Or. 4131
numaralı yazma
1-a. Bahriye karalamaları (1521). Yalnız haritası olan, metinleri olmayan
yazmalar.
1. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi B (Bağdat) 338 numaralı yazma
2. İngiltere, Nasser D. Khalili Collection of Islamic Arts (İslam sanatları
Nasser D. Khalili Collection, İslam Sanatları Nassar D. Khalili Koleksiyonu)
MS. 718 numaralı yazma.
3. İtalya, Bologna, Biblioteca Universitaria di Bologna (Bolonya Üniversite
Kütüphanesi) M 3609 numaralı yazma (Seyyid Nuha atfedilmekte ve yazma daha
çok bu ad ile bilinmektedir)
1-b. Bahriye karalamaları (1521). Yalnız metinleri olan, haritaları olmayan
yazmalar.
1. İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 340/ 2
numaralı yazma
2- Bahriye yazmaları - 932 (1526) tarihili özgün yazmadan yapılmış
çoğaltmalar (istinsahlar)
1. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya 2612 numaralı yazma
2. Köprülü Kütüphanesi, Fazıl Ahmet paşa 171 numaralı yazma
3. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, H. (Hazine) 642 numaralı yazma
4. Topkapı sarayı Müzesi Kütüphanesi, R (Revan) 1633 numaralı yazma
5. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Nadir kitaplar, T. 6605 numaralı yazma
6. Deniz Müzesi Kütüphanesindeki 988 (eski No. 3536) numaralı yazma
7. Deniz Müzesi kütüphanesi 989 (eski No. 3537) numaralı yazma
8. Süleymaniye Kütüphanesi, Hüsrev Paşa 264 numaralı Yazma
9. A.B.D. Baltimor, Walters Sanat galerisi (Baltimore, Walters Art gallery )
MS.W. 658 numaralı yazma
10. Fransa, Paris, Fransa Milli Kütüphanesi (BNF) Ms. Suppl. Turc. 220
numaralı yazma
11. Kuveyt, Dar ak- Athar al- İslamiyah, LNS. 75 MS. Numaralı yazma
Bahriyenin Anlatım
Düzeni
Bahriyenin anlatım düzenini biçimsel bakımdan dört bölüme ayırmak olasılığı
vardır. Birinci Ana Bölüm: Başlangıç Bölümü olarak adlandırılabilir (S. 4
b: 6 a): Bu bölüm, genellikle o günlerin öteki yazmalarda olduğu gibi,
Besmele ve Hamdele denilen anlatımla başlamaktadır. Yani Bahriyenin
başlangıç bölümü Besmeleyle (Acıyan ve Esirgeyen Tanrının adıyla)
başlamakta, sonra Hazreti Peygambere olan şükran duyguları (hamd) ve
övgüler dile getirilmekte, ardından, atalarının da adı verilerek, devrin
padişahına övgüler yapılıp, dua edilmektedir.
Piri Reis, Besmele ve Hamdeleden sonra, açıklamalarını Kitabın Yazılış
Nedenini Açıklama başlığını altında sürdürür ve şunları söyler (s.5 a):
Bu kitabın yazılış nedeni şudur : Dünyanın koruyucusu Padişah
Hazretlerinin yücelik yuvası eşiğine ve mutluluk veren kapısına yeryüzünün
en yetkin kişileri, ulu Padişahın eşsiz himmetleriyle varlık göstererek ad
ve ün kazanmak amacıyla türlü bilim dallarından armağanlar sunmuşlardır.
Rahmetli Reis Gazi Kemalin, erkek kardeşi Hacı Muhammedin bu güçsüzler
güçsüzü oğlu, zavallı Piri Reis( ben) de ayni ümitle Padişah Hazretlerinin
gökyüzü benzeri kapılarına gücünün yettiği ölçüde bir armağan olmak üzere
deniz bilimi ve denizcilik sanatı alanında bir hatıra kitap yazdım. Bugüne
değin hiç kimse bu konularda yararlı bir yapıt bırakmamıştır
Piri Reisin açıklamalarının ilk satırları, onun eserini ad ve ün kazanmak
amacıyla yazdığı görünümünü vermektedir. Oysa bu satırlar, o günlerin
kitaplarında bulunması doğal olan, hatta bulunması gereken, biçimsel nedenle
konmuştur. Yani Piri Reis, burada bir bakıma, kitabının yazılışının
görünürdeki nedenini açıklamaktadır. Zaten Piri Reis de usulen yazılmış bu
satırların hemen ardından, asıl amacının deniz bilimi ve denizcilik sanatı
alanında yararlı bir eser bırakmak olduğunu yazarak gerçek amacını ortaya
koymakta gecikmemiştir. Ancak Piri Reis amacının belirtilmesinde bu kadarla
yetinmez, yeri geldikçe, amacını yineler. Bunlardan biri eserine Bahriye
adı koyarken yaptığı açıklamadır. Bir başkası da Reşit Ağzından Mısıra
Değin , Nil Irmağının Kıyıları Anlatılır başlıklı 168inci fasıldaki,
bulunmaktadır. Piri Reis burada amacını, dolaylı biçimde açıklamakta ve
şöyle demektedir (s. 299 a): Bu kitapta Nil Irmağının köy, ada ve başkaca
özelliklerini belirtmemizden amaç, denizcilerin Akdenizde olduğu
gibi,onları gerektiğinde kullanıp yararlanmalarına olanak sağlamak değildir.
Nil Irmağının her yeri limandır ve sakınılacak hiçbir yeri yoktur. Ancak
Akdenizde gördüğümüz tüm yerleri anlattık. Bu arada Nil Irmağının da,
Mısıra değin dolaşıp gördüğümüz yerlerini kaydetmek gerekir
Piri Reis kitabının gerçek yazılış nedenlerini eserinin başka sayfalarında
da açıklamıştır:
buna karşın bu hususlarda yetkin ve yeterli kişilerin, belirtilen
nitelikteki yerleri daha önceden görmemiş ve öğrenmemiş olsalar bile, bu
kitaptaki açıklamaları dikkate alıp uygulamaları durumunda, Yüce Tanrının
yardımıyla, kılavuza gereksinme bırakmayacak bir yöntemle işlerini
kolaylaştırdım. Umulur ki bu yolda yürüyen ve bu alanda yetkin olan
kardeşler de bu kitaba başvurdukları ve kullandıkları zamanlarda, bu
değersiz kişiye (bana) hayır duada bulunmayı unutmazlar. Veya Bu kitabı
anlatılanlara göre davranacak olanların kaygısını gidermeleri için yazdım
demesi gibi.
Bahriyenin yazılış nedeninin açıklanmasından yararlanılarak, Bahriyenin
hazırlanış biçimine de değinmek gerekir. Çünkü kitap, yazılış amacına uygun
biçimde, sağlam verilere dayanılarak hazırlanmıştır. Bunun için Piri Reis,
denizlere açıldığı 1481 yılının ilk günlerinden başlayarak bilgi toplamış,
yerinde incelemeler ve gözlemler yapmış, bunları yazmış ve çizmiştir. Yeri
geldiğinde,önce notlarını bir araya getirerek, yapıtının iskeletini
oluşturmuştur. Daha sonra da ileride değinileceği üzere kitabını son duruma
getirmiştir. Bun nedenle Piri Reis yapıtının ne derece doğru ve yararlı bir
çalışma olduğunu bilmekte ve yine bu nedenle ondan yararlanılmasını
içtenlikle, herkese, önermektedir.
İkinci Ana Bölüm: Bahriyenin ikinci bölümü, konuların şiir biçimindeki
yazılımla anlatıldığı Nazım Bölümü dür.Bu bölüm 1024 dizedir. Yazmanın 6
a: 37 a sayfaları arasında yer alan bu bölüm, kendi içinde 50 kısma
ayrılmıştır. Bu kısımlar, Piri Reis tarafından fasıl olarak adlandırılmıştır
ve her bir faslın başına anlatılan konuyu özetleyen bir başlık konulmuştur..
Örneğin; Bu fasılda Kaptan Ağzıyla Fırtına anlatılır veya Bu Bölümde
Okyanusta Kullanılan Yıldızlar Küresi Anlatılır gibi.
Nazım bölümünde, atlaslarda olduğu gibi, çeşitli genel coğrafya ve
denizcilik bilgileri bulunmaktadır. Özgün yazmada ve bugünkü Türkiye
Türkçe'sine yapılmış çevirilerinde, fasıllara herhangi bir numara
verilmemiştir. Bazı fasıllarda, biçimsel olarak fasıl başlığının adının
yazılacağı çizgiler çizilmiş, ancak çizgilerin arasına faslın konusu
yazılmayarak boş bırakılmakla veya yanız fasıl kelimesi yazılmakla
yetinilmiştir.Bu gibi fasıllar bir önceki konunun ayrıntısını içermekte veya
yeri geldiği için değinilmesi gereken bir bilgiyi vermektedir. Nazım bölümü,
değişik sayıdaki dizeleri içeren, toplam 50 fasıldan oluşmaktadır. Örneğin
Koşuk başlıklı 1. fasıl; 90 dizedir. .
Düzyazı Bölümünün
Biçimsel Düzeni
Akdeniz, Bahriyede 207 fasıla ayrılarak anlatılmıştır. Akdenizin anlatımı,
ayrıca 226 harita ile pekiştirilmiş, gerekli görülen durumlarda, haritalar
üzerine yazılı bilgiler eklenmiştir.
Fasıl başlıklarında ifade edilen coğrafi özelliklere göre değerlendirme
yapılacak olursa, başlıklarda söz edilen konu sayısı fasıl sayısından daha
çoktur. Çünkü fasıl başlıklarında bazen birden çok kent, liman ada gibi
coğrafi özelliğin yer aldığı görülmektedir. Örneğin; 34 ncü fasılın başlığı
Bu Fasılda Harke Adası Anlatılır biçimindedir. Fasıl başlığında yalnız
bir ada adı geçtiğinden, sınıflandırma yapılırken, başlık bir ada olarak
dikkate alınmıştır. Halbuki 54 ncü faslın başlığı Bu Bölümde Avarina Kalesi
Ve Zakilda Adası Anlatılır biçimindedir. Burada sınıflandırılma yapılırken,
bir ada ve bir kale hesaba katılmıştır. Bunun gibi, fasıl başlıklarındaki
coğrafi özellikler sınıflandırılırken, başlık metinlerin içeriği değil,
fasıl başlıklarında belirtilmiş olan coğrafi özellik göz önünde tutulmuştur.
Örneğin; 165 nci fasılın başlığı ; Bu Bölümde Kalovri Kıyılarındaki
Kotorande Kalesi Anlatılır biçimindedir. Ancak anlatılmak istenen Kalovri
Kıyıları değil, Kotorande Kalesidir Dolayısıyla bu fasıl kalelerin
kategorisine konulmuştur. Fasılların konu sayısının, fasıl sayısından fazla
olmasının nedeni budur. Bu esaslara göre,yazmanın fasıl başlıklarında 303
coğrafi özellikten söz edilmiş olduğu görülmektedir. Bunların 103ü belli
başlı ada, 82si belli başlı kale, 70i başlangıç ve bitim noktaları verilen
kıyı, 14ü liman,12si kent, 6sı yer adı (mevki), 4ü körfez, 1i deniz
ve 1i de köy adıdır.Doğal olarak yazma metninin içeriğindeki coğrafi
özelliklerin sayısı çok fazladır. Metin içinde geçen coğrafi özellikler ile
bunların sınıflandırılması Coğrafi Yer Adaları başlıklı bölümde ele
alınmıştır.
Piri Reis, Bahriyenin başındaki Bu Kitabın Yazılış Nedeni başlıklı
bölümde, genel bir anlatımla, Akdenizin incelenme sırasını şöyle
açıklamaktadır:
(s.52 b)
Gelibolu yakınlarında, Sultaniye ve Kilid-il- Bahr diye tanınan
kalelerden başlayarak yer yer, durak durak bu denizi anlattıktan sonra,
dönüp dolaşıp sonunda yine adı geçen kalelerde tamamlandı
Ancak burada Akdenizin anlatımında izlenen sıra ana hatları ile verilmiş,
ayrıntılara girilmemiştir. Çünkü Akdeniz, aralarında üç bine yakın adanın
bulunduğu birbirine yakın iki kıyı arasında yer almaktadır. Böyle karmaşık
bir yapıda, yeri gelmeden ayrıntıya girmek, okuyucunun konuları
karıştırmasına neden olabilirdi. Nitekim, düzyazıdaki açıklamalar
sürdürülüp, Adalar Denizinin karmaşık yapısına girildiğinde, anlatım
düzeninin ayrıntıları da verilmeye başlanır.
Bu ayrıntılar ilk olarak, İpsara Adasının anlatıldığı bölümün son
satırlarında yer almaktadır:
(67 a)İpsara Adasının dışlanmaması için, onu da burada anlattık; fakat ele
alış ve anlatış düzeni bakımından, şimdi, Anadolu kıyılarındaki bazı
limanları anlatalım ve sonra (yeniden) adalara yönelelim.
Denilerek önce Sablıca Limanı ve Alaçatı kıyıları, sonra, Sığacak Limanı
anlatılır ve Sisam Adasına geçilir. Aşağıdaki haritada gösterilen sıraya
göre, buradaki adalar anlatıldıktan sonra Keçi Adasından Acısu kıyılarına
dönülür. Keçi Adasından, Andire Adasına değin anlatım düzenine ilişkin,
başka bir açıklama bulunmamaktadır.
Bahriyenin anlatım düzeninin asıl ayrıntısı, Andire Adasından Rumeli
kıyılarına gelindiğinde, ana konuya geçilmeden önce, açıklanmaktadır. Çünkü
buraya kadar, olan Adalar Denizi anlatılmıştır.( Bu denizin Türkler ve
Avrupalılar tarafından kullanılan ortak adı Adalar Denizi veya Adalar
Arası Denizidir y.n..) Bundan öteye Frenk ülkeleri ile Afrikanın kuzey
kıyıları dile getirilecektir. Okuyucuya yeni bir hatırlatma yapılması
gerekli görülmüştür.
Piri Reisin buradaki açıklaması, ayni zamanda Adalar Denizinin ( Türklerin
ilk olarak Akdeniz adını verdikleri coğrafi bölgenin) ilk ve tek coğrafi
tanımıdır. Piri Reisin tanımı şöyledir (S.116 a):
Adalar arası diye tanınan ve Müslüman olmayanlar arasında da Arso Pelago (
burada bir kopyalama hatası olmalıdır. Çünkü ayni kelime Kültür B.
nüshasında Arsu Paluga ve Tercüman nüshasında Arsu Pelago biçiminde
yazılmıştır y n.) olarak ün kazanmış bulunan adalardan uygun ve gerekli
olanlarını düzenli bir biçimde anlattık. Şimdi de burada yapmamız gereken iş
Rumeli kıyıları ile, Cebelitarık Boğazına değin tüm Frenk (İtalya,Fransa,
İspanya) kıyılarını; ondan sonra da Afrikanın Kuzey- Batısındaki Akdeniz
kıyılarını anlatmak; buraları dolaştıktan sonra da İskenderiye ve Şam
ülkesinin (Şam, eskiden, Suriye denilen geniş bir ülke ve yörenin adı olup
Osmanlı İmparatorluğu dönemine Halep, Suriye, Beyrut vilayetleri ile Kudüs
Sancağını içine alırdı. y.n.) kıyılarından geçerek,Anadolu kıyıları
boyunca, yeniden Rodos Adasına gelmek; oradan da Kerpe ve Girit Adaları ile
Anafya, Değirmenlik, Mortad, Eskiri, İskados ve Çamlıcalardan dolaşıp
(Kültür B. İle Tercüman nüshalarında adaların sıralanışı değişiktir) Boğaz
Hisarlarına ulaşmaktır. Anlatım düzeninin bozulmaması için Boğaz
Hisarlarından başladığımıza göre yine yolculuğu o kalelerde tamamlamalıyız.
Benzer bir açıklama, ileride, 130 ncu faslın başlığında yer alacaktır (s.230
a):
Gedelan Adalarının anlatılmasını tamamladık. Anlatım düzeninin korunması
için, yine, dönüp Pulya kıyılarından başlayalım: Şimdi bu bölümde söz konusu
kıyılardan öncelikle Polo Kastiro Kıyılarını anlatalım
Bu açıklamalar Piri Reisin anlatım düzenini, bir plana dayandırarak,
bilinçli biçimde belirlediğini göstermektedir. Anlaşıldığına göre Piri Reis,
Bahriyenin anlatım sıra ve düzenini, o yıllarda Akdenizde, rüzgar,
akıntılar ve öteki hava koşullarına bağlı olarak oluşturulmuş ticari ve
askeri bakımdan en çok kullanılan deniz yollarına göre belirlemiştir.
Bahriyenin Metin ve
Haritaları Arasındaki Biçimsel İlişki
Bahriyede, Akdenize ilişkin yazılı bilgilerin bulunduğu fasılların
hepsinin sonuna, anlatılan yöreye ilişkin bir harita çizilmiştir. Piri Reis,
Bahriyenin yazılı açıklamaları ile çizili açıklamaları denilebilecek
haritaları arasındaki bağlantıyı birçok yerde açıklamaktadır, Örneğin: (s.5
a,b):
Bugüne değin hiç kimse, bu konularda yararlı bir yapıt bırakmamıştır. Bu
amaçla Akdeniz kıyılarının ve adalarının, bayındır ve ören yerlerini,
limanları ve suları ile denizdeki taşlarını ve sığ kesimlerini,daha önceleri
merhum Kemal Reis ve başka gazilerle birlikte edindiğim kesin bilgilere ve
kendi gözlemlerime dayanarak inceledim ve bunları eksiksiz olarak açıkladım.
Çünkü burada anlatılanların tümünü haritada belirtmek kolay ve olanaklı
değildir; bunlar (haritalarda) son derece kısa ve öz verilmiştir
Piri Reisin, bu satırlarında, Akdeniz kıyıları ve adalarına ilişkin hangi
bilgiler topladığını, bunları nasıl inceleyip yazdığını açıklamaktadır.
Ancak Piri Reisin açıklamalarında, bir başka gerçek daha dile
getirilmiştir: Bu bilgiler çok ayrıntılıdır ve haritalara genelleştirilerek
(arazi üzerindeki ayrıntıların tümünü harita üzerinde göstermeye olanak
bulunmadığından, kullanılacak ölçeğe uygun olarak, bunların azaltılarak,
gerektiği kadarının haritalara aktarılması) konulmak zorundadır.
Dolayısıyla, Piri Reis, ayrıntıların tümünü göstermek için haritaları değil,
yazılı açıklamaları yeğlediğini belirtmektedir. Nitekim daha sonraki
açıklamalarında da benzeri bilgileri görmek olasılığı vardır.
Piri Reisin bütün bu yazdıklarından iki önemli sonuç çıkmaktadır:
Birincisi, Akdenize ilişkin yazılan her konu, onun gözlemlerinden ve
incelemelerinden elde edilmiştir. İkincisi, Piri Reis, alışılagelmiş
uygulamaların dışına çıkarak, portolanları arka plana itmiş, yazılı
bilgileri ön plana çıkartmıştır. Böyle davranmasının nedeni şudur: Piri Reis
Akdenizin pek çok özelliğinden söz etmektedir. Bunlar yaşamsal önemi olan
ve denizciler tarafından mutlaka göz önünde tutulması gereken hususlardır.
Bu kadar çok ayrıntının, küçük ölçekli olan portolanlarda gösterilmesi
olanaksızdır. Bu kadar özellik ancak çok büyük ölçekli haritalara
sığdırılabilir ki, bu durumda haritalar çok büyük bir alan kapsar. Daha
doğrusu onun anlatımıyla
o denli büyük bir harita, gemilerde yararlı ve
kullanışlı olamaz.
Ancak, bütün bunlara karşın Piri Reis, haritaların denizciler ve öteki
kullanıcılar için yadsınamaz önemini ve bu önem nedeniyle haritalardan vaz
geçilemeyeceğini bilmektedir. Bu nedenle, her bir faslın sonuna koyduğu,
haritalarla, eserinin bütünlüğünü korumuştur. Ancak bunlar portolanlar
türünde değil, portolanların bazı özelliklerini taşıyan, taşıyan, büyük
ölçekli haritalar biçiminde hazırlanmıştır. Hatta, Piri Reis bununla
kalmamış; 66 a sayfasında
Bu adalarda içilecek su bulmak istenirse
hepsinde içme suyu vardır; gerektiğinde haritasına bakılmalı ve kuyuların
imleri görülmelidir
, 66 b sayfasında
Kara Adayı kıble tarafına
dolaşırlarsa, bazı yerlerde taşlar vardır. Bu taşlar haritada
belirtilmiştir, ona göre davranılmalıdır. veya ayni sayfada
Bu liman,
birçok tür gemi için iyi yataktır; ancak oralarda seyrederken haritaya
bakılmalıdır
, 80 a
Bu burgazın kıble yönünde, deniz kıyısında nereyi
birazcık kazsalar tatlı su çıkar. Su bulmak arzulandığı takdirde, adanın
haritasında su sağlamak amacıyla kazılabilecek yerler işaretle
belirtilmiştir, böylece harita aracılığıyla bilinir., 82 a
arzu
edildiğinde haritaya bakılabilir
; 90 a
Çataladanın yıldız tarafındaki
adaların araları hep derindir. İstenildiği zaman haritaya bakılarak bu
yerler belirlenebilir
denilerek, haritanın vazgeçilmez önemi uygulama
alanında da gözler önüne serilmektedir. Hatta 112 a sayfasında
Bu
adaların arasına yıldız tarafından girme durumunda kalınırsa haritaya
bakılmalıdır ki esenlik içinde kalınsın
denilerek, haritasız iş
yapılamayacağı vurgulanmaktadır. Bu gibi açıklamalar Bahriyenin birçok
başka yerinde de bulunmakta, buralarda da haritaların, metinlerin
tamamlayıcı bir unsuru olduğu belirtilmektedir.
Düzyazı Bölümünün
Genel Değerlendirilmesi
Düzyazı bölümünün biçimsel özelliklerinden söz edilirken, incelenmesi
gereken hususlardan biri de, eserin düzelenişinde uygulanmış olan fasıl
(bölüm) ayırımı ve bunların başlıklarıdır. Düzyazı bölümü, yukarıda da
belirtildiği gibi, Akdeniz adalarını ve kıyılarını anlatan 207 fasıldan
oluşmaktadır. Her bir fasılın başında, Akdenizin hangi yöresinin
işlendiğini gösteren bir fasıl başlığı vardır. Fasıl başlığının ardından,
açıklamalara geçilir. Bahriye, Akdenizin bir coğrafya kitabı ve bir atlası
niteliğinde de hazırlanmış olduğundan, fasıllardaki deniz ve denizciliğe
ilişkin bilgiler, coğrafya bilgilerinden bağımsız biçimde ve ayrı olarak ele
alınmamış; bunlara öteki bilgilerin arasında yer verilmiştir. Bu nedenle
Akdenizi anlatan fasıllarda, genellikle anlatılacak yerin (kale, kent, ada,
liman vb.), kolayca seçilip tanınması amacıyla, ilk bakışta göze çarpacak
belliklerine dikkati çekecek derecede yer verilmiştir. Bu bellikler,
yaklaşma yönünde, uzaklardan başlayarak görülebilen veya dikkati çeken dağ,
tepe, çan kulesi gibi nesnelerdir. Doğal olarak Piri Reis; denizcilik,
coğrafya, toplumsal yaşam, ekonomi gibi öteki konuları da unutmamış, hemen
hemen her fasılda, bunlara da geniş biçimde yer vermiştir. Ele alınan
konular o denli çeşitlidir ki ada, kent ve kalelerin hangi ülkenin
egemenliğinde olduğunun belirtilmesinden, Akdeniz kıyıları ve adalarında
yaşayan insanların çeşitli ekonomik, sosyal durumlarının anlatılmasına kadar
uzanır, madenlere varıncaya kadar bilgi verilir. Bazen bütün bu konular
birbirlerinden ayrılamayacak biçimde iç içe anlatılmıştır. Bakarsınız
ekonomik bir konunun içinde, soysal içerikli bir konu da sıkıştırılmıştır.
Fasıllardaki açıklamaların biçimine, konuların çeşitliliğine ve anlatım
düzenine ilişkin birkaç örnek aşağıdadır :
( S.46 b)Bu yer (Aynaroz) gerçekte uzun bir burundur.Burnun uzunluğu seken
mildir.Rumeli kıyısı ile burnun arasında kuru bir boğaz vardır. O boğazın
iki yanındaki denizin arası ise bir mildir.Alçak ve kuru bir yerdir, fakat
burnun kendisi dağlıktır. Dağların deniz tarafında olan ucu o denli
yüksektir ki oradan Kerpe Adası görünür
( S.96 b)Zömbeki Adası yüce bir dağdır. Bu dağın Rodos Kalesine olan
uzaklığı,otuz çevresi ise yirmi beş mildir. Bayındır, bakımlı bir kalesi
vardır. Bu kaleye Müslüman olmayan zümre Şimbo adını verir. Kale yüksek bir
kayanın üzerine yapılmıştır. Kalenin gündoğusu tarafında bir körfez vardır.
Bu körfez iyi bir yataktır. Yufka sulu bir yerdir. Söz konusu körfeze iki
dağın arasından girilir. Bu nedenle derin bir yerdir. Bununla birlikte
körfez içinin son kesimi sığdır. Kıyı çevresi bağlıktır. Gemiler bu bağlara
karşı demir atıp yatarlar
(S.108 a)Bara Adası Venedik egemenliği altındadır. Nakşa Adasına altı mil
uzaklıktadır.Nakşaya gidecek olan gemiler gelip bu adanın limanında
kışlarlar.Adanın çevresi elli mildir.Yüksek dağları vardır. Denizden
gelirken belliği adanın ortasındaki yüksek bir dağdır. Bu dağa Perekiye
derler. Bu dağın ötesinde, deniz kıyıları ak yarlar gibi görünür; çünkü bu
adada mermer ocakları çoktur
(S.246 a) Marsilya Kenti Fransanın işlek liman kentlerinin en önemlisidir.
Bu ülkeden deniz yoluyla ne zama asker çıkarmak ( sevk etmek) gerekse,
burada yığınak yapılır ve buradan gemilere binilip denize açılınır. Bu kent
çok eskiden beri Fransanın yönetimindedir ve ayni zamanda, anavatan
kıyısının ortalarında kurulmuştur. Marsilyanın önünde bir liman vardır. Bu
liman girişine ( ağzına) zincir gerilmiştir.
(S.298 b) Reşidin denizden gelirken belliğinin öncelikle Kümbül- Ferahın
görülmesi olduğunun bilinmesi gerek. Burası bir ermiş kişinin gömütüdür. Bu
gömütün üzerinde bir tepe, tepenin de üstünde bir burç vardır. Önce o burçlu
tepe görünür. Ondan sonra bir hurmalık önünde Reşid Burnu seçilir.Bunların
hiçbiri görünmeden önce deniz suyunun bulanık olduğu fark edilir. Bunun
nedeni Nil Nehrinin bulanık sularının denizde otuz mil açıklara kadar
yayılmasıdır. ..
(S. 313 a) Denizden gelirken Trablusşamın belliği poyraz tarafındaki
yüksek dağdır. Bu dağ hem sivri, hem değirmidir.Trablusşam onun lodos
tarafına düşer. Trablusun asıl kalesi yüksek bir yerde bulunmaktadır. Kent
ise ingin, düz bir yerde kurulmuş; bağlık, bahçelik güzel bir kenttir.
Kentin ortasından büyük, suyu güzel ve tatlı bir ırmak geçer. Kentin deniz
kıyısına uzaklığı üç mildir. Bu üç millik arada güzel lale bahçeleri yer
alır
(S.351 b)Değirmenlik Adasının çevre uzunluğu seksen mildir. Burada ayrıca
halkın sabun yerine kullandığı bir tür kil de vardır. Bu adanın denizden
gelirken belliği adanın üç bölük görünmesi ve ortadaki bölüğün ötekilerden
daha yüksek olmasıdır
Bahriyede fasıllara ve haritalara numara verilmemiştir. Fasıllarla ilgili
olduğu için Bahriyedeki her bir faslın sonunda yer alan Vesselam
sözcüğünün açıklanmasında da yarar görülmektedir.: Tercüman 1001 Temel Eser
dizisi içinde yer alan Kitab-ı Bahriye- Piri Reis adlı yayını baskıya
hazırlamış olan Yavuz Sanemoğlu bu sözcüğün Yolun selamet olsun! dileğini
ifade ettiğini yazmıştır. (c.1, s 113). Aslında Vesselam sözcüğü o
günlerde yazılmış başka kitapların fasıl sonlarında da bulunmaktadır.
Nitekim, Katip Çelebinin Tuhfetül Kibar Fi Esfaril Bihar adlı kitabını
yayına hazırlamış olan Orhan Şaik Gökyay Vesselam sözcüğünün anlamını
aşağıdaki biçimde vermektedir.(c.II, s. 298): Ves- selamü ala men ittibaa
el- hüda (esenlik doğru yolu tutanların üzerine olsun) ayetinin (Taha Suresi
47) bir parçasının kısaltılmış şekli olup İşte bu kadar, artık bitti
anlamına, sözü kısa kesmek deyimi olarak kullanılır. İstanbul
Üniversitesindeki 8805 numaralı yazmayı günümüz Türkçesine çeviren Kaya Can
da Vesselam sözcüğünü, Orhan Şaik Gökyayın görüşüne benzer bir biçimde
çevirmiştir.
Dördüncü Ana Bölüm, Bahriyenin son bölümü, yani bitiriliş bölümüdür.
Düzyazı bölümünün 207 nci faslının haritasının çizilmiş olduğu 361 b
sayfasının ardından gelen bu son bölüm de nazım biçiminde kaleme alınmıştır.
Tek bir fasıldan oluşmaktadır. Fasıl başlığı Kitabın Bitirilişine İlişkin
Açıklama biçimindedir. Tümü 86 dizedir. Son dizenin ardından, daha önce
açıklanmış olan tarih düşme satırları gelmektedir. Piri Reis bu ana bölümde;
kitabının sona erdiğini, çalışmaktan duyduğu kıvancı, bilime ve Akdenize
olan sevgisi nedeniyle çalışmalarını yaptığını, İbrahim Paşa ile
tanışmasını, onunla yaptığı yolculuğu ve İbrahim Paşanın çalışmalarını
beğenip, eserin Padişaha sunulması amacıyla temize çekilmesini emretmesini
anlatır. Daha sonra da, çalışmalarının amacını açıklayarak, kitabını
okuyanlardan kendisine hayır duada bulunmalarını ve yanlışlarını bulup
düzeltmelerini diler:
(s. ) *Ben bu kitabı yanlışlar ve yanılgılarla dolu olarak yazdım; ancak
bunun anlamının ne olduğunu dinleyin.
*Üzüntü ve sıkıntılar ara verip fırsat buldukça ve dilimin gücü yettiği
ölçüde, yılmadan,yorulmadan çalışarak,
*Bu konuyu tüm ayrıntısıyla derleyip topladım ve yazdım. (umarım) bu kitabı
kullanan, ondan yararlanan kapıyı açma olanağı bulur.
*O kimse, ayni zamanda, Tanrı bu kula acısın desin, bunu diyen de
kesinlikle Tanrının rahmetine erişsin.
*Ayrıca, bunu işiterek Amin diyen de gelecekte tüm belalara karşı güven
içinde olsun.
Sayılmayacak kadar Tanrıya şükürler, Tanrıya şükürler! Umarı bulunmayan
hiçbir tasa, hiçbir kaygı, acı olmasın.
* İşte bu nedenle sözü burada kestik, bitim noktasına ulaştık ve böylece
amacımız gerçekleşti..
Dileğimiz gerçekleşti ve sözü bitirdik ve
Tarih olarak ana feyz-i hadi doğru yolu
gösterici ilim ve irfan dedik.
Bahriyenin biçimsel özelliklerine ilişkin söylenecek daha pek çok konu
bulunmaktadır. Ancak, verilen seminer süresi, bunları bir bir açıklamaya
elvermediğinden, burada en önemlileri dile getirilmiştir.
Bahriyenin Konu
Bakımından İçeriği
Bahriyenin biçimsel içeriği anlatılırken, düzyazı bölümü dışında kalan
bölümlerin konu bakımından da içerikleri, kısmen de olsa açıklanmıştır. Süre
darlığı nedeniyle, burada yalnız düzyazı bölümünün içeriğine değinilecektir.
Düzyazı Bölümünün
Konu Bakımından İçeriği Ve Sınıflandırılması
Düzyazı bölümünün içeriği Akdenizi anlatmak ve açıklamak biçiminde
özetlenebilir. Ancak, bu yeterli değildir. Eserin içeriğinin konu bakımından
tam olarak ortaya konulması, bunun için de ayrıntılarına girilmesi
zorunludur.
Neydi Bahriyedeki bu, Akdenize ilişkin konular? Yaygın kanıya göre, bu
sorunun yanıtı denizcilik ağırlıklı konular dır. Oysa böyle bir yanıt
Bahriyenin içeriği ile bağdaşmamaktadır. Gerçi Piri Reis eserinde Akdeniz
kıyıları ile adalarını anlatmış; bu arada, doğal olarak, denizciliğe ilişkin
bilgiler de vermiştir. Ancak Bahriyede denizcilik bilgilerinin yanı sıra,
hatta bazı yerlerde denizcilik bilgileri ikinci plana itilerek, Akdenizin
ekonomik ve sosyal yapısı, direyi (faunası) ve biteyi (florası) gibi pek çok
coğrafya bilgisine de yer verilmiştir. Bu gibi bilgilerin toplamı 1066dır.
Bu nedenle, düzyazı bölümünün genel içeriği ve bu bölümdeki açıklamaların
ayrıntılarına geçilmeden önce Bahriyenin içeriğindeki denizcilik bilgileri
dışında kalan hususların istatistiksel bilgilerinin sunulmasında yarar
görülmektedir. Çünkü, Bahriyenin gerçek içeriği ancak böyle ortaya
konulabilmekte ve eser daha iyi değerlendirilebilmektedir.
Sosyal Ve Ekonomik
Yaşama İlişkin Konular (Toplumsal Konular)
Bahriyede, Akdeniz kıyıları ve adalarında yaşayan insanların aralarındaki
ilişkilere çeşitli yönleri ile değinilen 374 açıklama bulunmaktadır.
Bunların 62si insanların yaşam biçimleri ve aralarındaki ilişkilerle
(sosyal içerikli), 115 ekonomik ilişkilerle, 49u tarihi olaylarla, 34ü
söylentilerle ve 114ü deAkdeniz kıyılarındaki ve adalarındaki ülkelerin
egemenlik alanlarıyla ilgili bilgilerdir.
İnsanların Yaşam Biçimleri Ve Aralarındaki İlişkiler (Sosyal İçerikli
Bilgiler)
İnsanların yaşam biçimi ve aralarındaki ilişkiler başlığında toplanan 62
bilgi kümelendirilirken, konunun anlatılışında ön planda tutulan birim
sayılmış, ikinci plandaki birim göz ardı edilmiş veya önemli ise ait olduğu
kümede ayrıca dikkate alınmıştır. Örneğin; Santa Meriye Lorita kıyıları
anlatılırken şöyle denilmektedir (187 b):
Burası tanınmış, ünlü bir
manastırdır. Burada her yıl panayır kurulur; çevreden pek çok Hıristiyan
burada toplanır; yer, içer, eğlenir ve yani zamanda alışverişte
bulunurlar
. Bu anlatımdaki alışverişte bulunma ikinci planda kaldığı ve
anlatım daha çok insanların yaşamına yönelik olduğu için bu bilgi insanlar
arasındaki ilişkiler kümesinde sayılmış, ekonomik bilgi, hesaplamaya
alınmayarak, göz ardı edilmiştir. Bazı konular salt açıklamalar biçiminde
olduğundan kümelendirilmeleri daha kolay olmuştur.
Bu esasa göre sosyal içerikli olarak kabul edilen 62 bilgiden,
kümelendirmede uygulanan kıstasları da yansıtacak biçimde seçilen örnekler
aşağıda sunulmuştur.
(s.227 b): Direnkonare Adasının üzerinde sürekli olarak Mayorka gözcüleri
bulunur. Hiç kimse de onları yakalayamaz; çünkü oralar son derece sarp
yerlerdir. Gözcü, denizde bir gemi görürse Mayorkaya boru çalarak gemi
bulunduğunu bildirir
(s.260 b)
Bu adaya Hıristiyan gemileri gelir; gündüzleri fırsat buldukça,
Arap kıyılarına geçerek adam kaçırırlar
(s.263 a)
Bu ırmağın iki yanına da bir çok su değirmeni yapılmış; gece
vakti haydutların gelip değirmenleri yağmalamamaları için, onların dış
tarafına bir sur çekilmiştir
Bu örnekte adam kaçırma sosyal kümede, su değirmenleri ekonomik kümede
ayrı ayrı hesaba katılmıştır.
(s.273 a)
(Tunus Kentinin) kıble yanı ıssız sahradır; sahranın daha iç
kesimlerinden yabani, çöl Arapları gelir ve oralarda buldukları kimseleri
soyarlar. Bu nedenle Tunus Sultanı, her yıl askeri ile kent dışına çıkar;
ekin ektirir, günü gelince o ekini biçtirir; sonra da kente gelir, kışı
kentte geçirirler
Burada da ekonomik yaşam, yani ekin ekip biçmek ikinci
plandadır, anlatım yalnız, sosyal içeriği ile ele alınmıştır.
(279 b)
Şeyh Yahyanın kabilesi farz namazlarını asla imama uyarak
kılmadıkları gibi, Cuma namazlarını da imamla kılmazlardı. Su içerken
bardağı dudaklarına değdirmezler; değerse bardağı kırarlardı. Ayrıca, bütün
evlerin kapısında bir Hıristiyan haçı vardı. Kendilerinden bunun nedenini
sordum; Şeytan o Hıristiyanların haçından kaçar diye yanıt verdiler
Aşağıdaki açıklamada hem sosyal yaşam hem de ekonomik durum ayni ölçüde
önemli görülmüş ve bu anlatım, her iki kümede de ayrı ayrı istatistiğe dahil
edilmiştir.
(s.283 b)
Bu köyde yaşayan Araplar, eskiden durmadan Trablusa kömür
götürüp satarlardı. Trablusta odun bulunmadığı için halk kömür yakardı
( S.43 a) Adı geçen Limni Adası, dört köşe, yükseltisi az bir adadır. O
adanın çevresi yirmi mildir. Bu adada, Ağustos ayının yedinci gününde, yağlı
balçık kazılıp çıkarılır
Piri Reisin değindiği bu yağlı balçık, Limni toprağı (Tin-i mahtum, terra
sigilata veya Limnia sphragis) adıyla da bilinir. Antik çağda yılan
sokmasına karşı ve otoma için; XVI. Yüzyılda da vebaya karşı ilaç olarak
kullanılmıştır. Bu toprak yılda bir kere Hephaista yakınlarındaki bir
tepeden dinsel bir tören yapılarak kazılıp çıkarılırdı.
(S.281 a)
Masurata denizden kimi dört, kimi beş, kimisi de altı mil
içeride, karada yer alan bol hurmalı köylerdir. Bu köylerden sonra
İskenderiye kentine varıncaya değin yerleşik başka köy yoktur, hep sahradır.
Yaz gelince Arap kabileleri göç ederek sahraya gider; kış olunca da deniz
kıyısına konar ve kışı orada geçirirler. Bunlar hep küçük şeyhliklerdir.
Bunların şeyhliklerinden birine Şeyh İrve, birine Şeyh Duvadi derler. Üçüncü
Şeyh Maltan, dördüncü Şeyh Maıden, beşincisi Ziyet, altıncısı Şeyh Ali ve
yedincisi de Şeyh İsmaildir. Bunların her biri küme küme boyların
beyleridir. Mağripten ta İskenderiyeye değin Yörük eviyle ( çadırıyla)
göçüp konarlar. Bu sahra yabanileri denizde bir gemi gördükleri zaman ,
başlarındaki amamelerini yani sarıklarını, ortasından ellerindeki
gönderlere bağlayarak bayrak yaparlar; çevrede bulunan Araplar, bunu görünce
bayrak çeken kişinin yanında toplanırlar. Hep birlikte denizde yol alan
gemiyi gözleyerek beklerler. Bunu gemidekilerin kıyıya çıkarak yağma ve
çapulda bulunmalarını önlemek amacıyla yaparlar. Haritalarda Maturba
taraflarına bir tür bayrak imi çizilmesinin nedeni budur
Burada yönetim yapısına ilişkin bilgi göz ardı edilmiş, yalnız sosyal yaşama
ilişkin bilgi sayılmıştır.
Akdenizin Ekonomik Yaşamından Örnekler
Bahriyede Akdeniz anlatılırken, 115 yerde, ekonomik ağırlıklı bilgilere yer
verilmiştir. Burada ekonomik ağırlıklı deyiminin kullanılmasının nedeni,
eserin, bir coğrafya kitabı da olmasından ötürü, yukarıdaki sosyal yaşama
ilişkin bilgilerde olduğu gibi, çeşitli konulardaki bilgileri içermesidir.
Üstelik bu konular öylesine iç içe girmiştir ki, ekonomik anlatımların
içinde sosyal ve sosyal anlatımların içinde de ekonomik bilgilerin
bulunmakta ve bu durum, konuların kesin bir biçimde birbirlerinden
ayrılmalarına olanak vermemektedir. Bu zorluk doğa, iklim, su ve akarsular
gibi öteki konularda da aynidir ve kümelendirmede ayni sorunları ortaya
çıkarmıştır. İşte açıklanan nedenlerle, burada ve bundan sonra verilecek,
birimlerin ayrılıp kümelendirmelerine ilişkin istatistiksel sonuçların,
kesin ölçülere dayalı bir sınıflandırma olarak görülmemesi gerekir. Bunlar
Bahriyenin zengin içeriğini ortaya koymak amacıyla yapılmış zorlama
ayırımlardır.
Bahriyedeki anlatımlarda konu ayrımı yapılmadan, olayların doğal akışı
içinde anlatılmıştır. Bu nedenle, konular iç içedir. Yani bir olay içinde
ekonomik, sosyal, direy ve bitey gibi birçok konu bir arada anlatıldığından,
verilen örneklerde konu hangi yönden ağırlıklı görüldüyse, ağırlıklı görünen
konu içinde ele alındı.Böyle yapılmakla yinelemelerden de kaçınılmış oldu.
Böylelikle Bahriyenin ekonomik ve toplumsal coğrafya kitabı olduğu, Piri
Reisin de bu alanda eser veren ilkler arasında bulunduğu gösterilmek ve
kanıtlanmak istendi.
Örnekler iki kısma ayrılarak verilecektir. Bundan amaç hem konuların daha
iyi dile getirilmesi, hem de kümelendirmede izlenen yol hakkında fikir
verilmesidir. İlk kısımda 78 bilgi yer almakta olup, ekonomik içeriği açıkça
belli olan anlatımlardır, örnekleri aşağıdadır:
(S. 52 a, 53 b) Rumeli kıyısında Talende adı verilen bir liman daha vardır,
tanınmış, iyi bir yataktır. Oraya gidip gemilere buğday yükletirler
. Bu
koy akarsuyu olan ve turunç üretilen bir yerdir
Buradaki açıklamaların ilk cümlelerindeki bilgiler ekonomik konular kümesi
içinde, son cümledeki bilgiler Akdenizin biteyi kümesi içinde
sayılmışlardır.
(S.135 a) Bir göle benzeyen bu denizin (Preveze Kalesinin önündeki Narda
Denizinin boğazı) içinde bir takım adalar vardır.Bu adalardan birine Kara
Kansa, bir başkasına da Vale adını verirler. Kara Kansa adındaki adacıkta
bir kilise vardır; o adacığın çevresinden sandallar gelir ve o kilisenin
önünde yatarlar.Ayrıca oralarda sığlar da vardır.Sandallar bu sığların
dışında istiridye avlarlar ve sandallarını dolduracak ölçüde birikinceye
kadar getirip sığların üzerine dökerler. Sonra da sandallarına yükleyerek
Körfez Adasına (Korfu Adası) ve başka yerlere götürüp satarlar
.
Burada da, verilen bilgilerin içerik ve nitelikleri nedeniyle, hem ekonomik,
hem de Akdenizin su altı ürünleri kümeleri içinde ayarı ayrı sayılmıştır.
(S.138 a)
Adada ( Korfu Adası) eşsiz güzellikte zeytinyağı üretilir. O
zeytinyağı gemilere yüklenir ve her yana götürülür. Bir balık dalyanı dört
yüz bin akçeye satılır
Burada hem ekonomik, hem bitey hem de direy bilgisi vardır ve bunların her
biri, kendi kümesi içinde, ayrı ayrı sayılmıştır.
(S: 205 a)
Bu kente Kadin Sarde derler. Kent bir dağ içinde kurulmuştur.
Bu kentin insanlarının büyük çoğunluğu kadife işler. Burası bir tüccar
kentidir
Yukarıda örnekleri verilen 78 ekonomik bilginin yanı sıra, anlatılış biçimi
nedeniyle ekonomik bilgiler kümesinde sayılmış 37 bilgi daha bulunmaktadır.
Bunlar, 1 dokumacılık, 2 esir ticareti,16 balık, 3 mercan avcılığı (deniz
ürünlerinde de sayılmıştır), 8 dalyan ( deniz ürünlerinde de sayılmıştır),
biri yel ötekileri su değirmeni olmak üzere 6 değirmen, 1 arıcılıkla
ilgilidir.. Değinilen bilgilerden seçilen örnekler aşağıdadır:
(S:261 b)
Maluviye büyük bir akarsudur. Bu suyun çevresinde pek çok su
değirmenleri bulunmaktadır. Bu değirmenler dolayısıyla çevreden Yörükler
gelmiş ve ırmağın iki yakasına yerleşmişlerdir. Bu akarsu, Cebel-i Kıryan
dedikleri bir dağdan çıkar, gelir Telmisana uğrar, orayı da geçip Tanta
Kalesinin önünde denize dökülür
(S: 270 b, 271 a)
Marsal hazir, sözü edilen körfezin ağzı ile, içeride,
sonu arasındaki uzaklık yarım milden daha azdır. Körfezciğin sonunda,
gündoğusu tarafında bir kale vardır.Bu kaleye Ceneviz tüccarları yerleşmiş
ve otuz beş altın karşılığında orada mercan avlama hakkını satın
almışlardır. Her gün mercan avlayan bu tüccarların iki yüz kadar işçileri
bulunmaktaydı. Bu işçiler her sabah dörder dörder birer sandala binip yelken
açar, kıyı rüzgarlarından yararlanarak gider, denize demir atarlar ve
yaklaşık yirmi millik bir alanda, öğleye değin durmadan mercan avlarlardı.
Öğleden sonra yine yelken açıp kale önüne gelirler; ağlarını güneşe serer ve
kuruturlardı. Mercan avlamak için, örneğin; iki ağaç parçasını haç gibi
birbirine çiviler ve çaktıkları yere yaklaşık on beş okka (19.325 kg) bir
taş; ağacın ucuna da birer ağ bağlarlar; daha sonra, o ağları deniz
dibinde,ince uzun urganlarla sürüklerler; böylece mercanlar ağlara dolaşır.
Son işlem olarak ağları sandala çeker, mercanları ağlardan çıkarır ve
Venedik mavnalarına satarlar
Bu bilgi hem ekonomik, hem de sosyal yaşam kümelerine dahil edilip, ayrı
ayrı sayılmıştır.
(S:283 a)
Trablus tarafından bu kente (Fezana) toplu halde at götürür ve
her atı on beş- yirmi zenci (köle) ile değiştirirler. Bu yüzden Trablus bir
zamanlar büyük bir ticaret liman kenti idi
Bu köyde yaşayan Araplar, eskiden
,durmadan Trablusa kömür götürüp satardı. Trablusta odun bulunmadığı için
halkı kömür yakardı
(S:286 a)
Bu Limana (Şibaki Limanı) Kalyonlar, karaveleler Cicilyeden
(Sicilya) buğday getirir ve zencilerle değiş tokuş yaparlar
(S:305 a) Bu yolda Arişin deniz kulağına benzeyen, denizin karaya
sokulmasıyla oluşmuş bir göl vardır. Bu çok balıklı bir göldür. Burada vergi
görevlileri vardır. Bunlar gelen gidenden vergi alırlar
Bu açıklama ise hem ekonomik hem de sosyal yaşama ilişkin kümeler içinde
ayrı ayrı sayılmıştır.
(S:121 b)
Bu yerde ( Manya Burnu yöresi) çok bal üretilen köyler de
vardır
(S.160 b)
Sanya kalesi, ayni zamanda Engürüz ülkesinin (Macaristanın)
ticaret limanıdır. Alım satım mallarını taşıyan gemiler bu limanda yüklenir
ve boşaltılır
Akdeniz Kıyıları ve
Adalarının Siyasi Yapısı (Egemenlik Durumu)
Bahriyede Akdeniz kıyılarının ve Adalarının siyasi yapısı, devlet hudutları
ve egemenlik durumu hakkında 114 yerde çeşitli bilgilere yer verilmiştir. Bu
bilgiler de sosyal ve ekonomik yaşam konuları içinde kabul edilmiş olup
başlıca örnekleri aşağıdadır:
(s.118 b) Piyade dediğimiz bu kale, Mora İlinin Mora Sancağına bağlıdır
ve
(s.181 b)
Firere ayrı bir ülkedir. Bu ülke Venedikin Pulya tarafındaki
sınırıdır. Firare gerçekte karada, deniz kıyısına elli mil uzaklıkta büyük
bir kenttir ve Firarenin (Firare Dükalığının) başkentidir
(S.248 b)
Kavu Kriyo, gündoğusuna doğru, adaya benzeyen yüksek bir
burundur. Bu burna mermer bir direk dikilmiştir. Bu direğin dikilmesindeki
amaç Fransa ile Katalonyanın sınırını belirtmektir. Bu sınırın gündoğusu
tarafları Fransa, günbatısı tarafları ise Katalonya topraklarıdır
Tarihi Bilgiler
Piri Reisin Bahriyesinde o yıllarda yaşanmış 49 tarihi olaya da
değinilmektedir. Bunların bazılarından Piri ve Kemal Reislerin hayatları
anlatılırken söz edilmişti. Aşağıda, birkaç başka örnek sunulmaktadır:
(S. 266 a)
Cezayir, gündoğusuna dönük olarak, bir parça bayıra, biraz da
deniz kıyısında düz bir yere oturtulmuş bir kaledir. Rum beldesinden (
Anadolu'dan) gelen Oruç adlı reisin kardeşi Hayreddin bu kalededir. Cezayir
kalesinin önünde küçük, ingin bir adacık vardır. Fakir (ben ) , o ülkeye
gittiğimiz zamanlarda, Araplar bu adada yaptıkları burçta bekler, çevreyi
gözetlerlerdi. Sonraları o burcu İspanyollar aldı ve çok sağlam, güçlü bir
kale yapıp içine adam ve çok sayıda top yerleştirdi. Şu anda Cezayir Kalesi
ile söz konusu edilen küçük ada her gün sürekli olarak çarpışırlar
(S. 50 b)
Bu limanın ( Eğri boz Adasının kıble tarafındaki asıl limanı )
kıble yönüne olan ağzından bir mil kadar dışarıda Başa ( Paşa ) Adası
dedikleri, alçak bir adacık var. Eğri boz fethinde bu adacığa Mahmut Paşa
Hazretleri çadır kurdurmuştur. Bu adacığın karşısında,, yani Eğri boz
Adasının kıyısında tatlı bir su vardır. Bir yerli kayanın içinden çıkar ve
çok boldur. Eğri bozun fethi sırasında, Rumeli kıyısından bu suyun yanına
bir köprü oluşturup asker geçirmişler
Buradaki bilgiler hem tarihi olaylar hem de sulara ilişkin bilgi kümeleri
içinde, ayrı ayrı sayılmıştır.
(s.220 a)
Bu kaleyi Merhum Kemal Reis ile bir kez ele geçirme girişiminde
bulunduk; fakat isteğimiz gerçekleşmedi
(s. 350 b)
Poli Kendire Adası eskiden Venedik egemenliği altındaydı.Motonun
fethi sırasında bu adada yaşayan Hıristiyan halk bırakıp kaçtı. O günden
beri ada ören durumdadır
Söylentiler
Bahriyede ayrıca geçmişte çok eski yıllarda yaşanmış ve artık söylenti
durumuna gelmiş bazı olaylarla, halk arasındaki gerçek söylentilerden de söz
edilmektedir . 34 yerde bu tür bilgiler bulunmakta olup, bunlardan bir kaçı
aşağıdadır:
(S.130 b)
Aspire İspiti Limanının lodos-günbatısı tarafında Seline
denilen bir kale vardır. Bu kalenin de İnebahtı tarafında Keşişlik denilen
bir adacık var. Bu adacığı Gazi Umur Bey feth etmiştir; hatta bu yerin
Müslüman olmayan yaşlılarından işittiğimize göre, Gazi Umur Bey, Atina
Körfezinden İnebahtı Körfezine, gemilerini altı millik bir kara kesiminden
aşırarak geçirmiş ve İnebahtı yakınlarında kimi yerleri zapt etmiş; daha
sonra da, Gazi Umur Bey,o gemileri orada yakarak, aldığı esirleri karadan bu
taraflara getirmiş
(S: 104 ab)
Koç Papaz Adası, İstanköy Adasının otuz mil günbatısı
tarafındadır. Şimdi ıssız bir ada durumundadır. Bu adaya Koç Papaz
denmesinin nedeni şudur: Söz konusu adada bir kilise vardır. Bu kilisede,
Türk halkının Koç Papaz, Müslüman olmayanların ise San Corci de Libete
dedikleri bir kimse yatmaktadır. Bu yüzden o kiliseye Türklerden ya da
Müslüman olmayan halktan kim gelirse, oraya bir hediye bırakıp gider. Kimi
bıçak, kimi ok, kimi okçu yüzüğü ( kemankeş yüzüğü) , kimi para, kimi mendil
ve benzeri türlü nesneler koyarlar. Bu nesneleri yılda bir kez Patnos
Adasının keşişleri alıp götürürler ve Patnos Papaz için sarf ederler. Bu
eskiden kalma bir adet olarak süregelmektedir. Müslüman olmayan zümre Patnos
Papaz ile Koç Papazı ayni yolda yürüyen yakın iki dost olarak anlatırlar
(S.186 b)
.Ankonenin önündeki limanın yıldıza bakan burnunun yakınında
taş bir adacık var. O adacıkla sözü edilen burnun arası sığdır ve bu arada
geçit yoktur. Adacığın üzerine bir kilise yapılmış. Bu kiliseye Santa di
Manto adı verirler. Bu kilisenin şuluk yönünde, deniz kıyısında bir kilise
daha var. Bir başka kilise de onun yukarısında, dağda bulunmaktadır. Bu
kiliselere ilişkin olarak, Hıristiyan halk batıl inançlarının ürünü bir
söylentiye yer verir. Buna göre deniz kıyısındaki kilise, eskiden dağ
üstündeki kilise imiş. Bir gün zelzele olur ve kilise yıkılır. Gerçekte,
aşağıya, deniz kıyısına düşer; fakat hiçbir yeri yıkılıp parçalanmaz.
Bütünüyle eksiksiz olarak, deniz kıyısına oturur. Bu durumun herkes
tarafından bilinmesi amacıyla, yukarıda, dağda, yeniden bir kilise yaparlar.
Deniz kıyısında olan kiliseye Santa Mariya di Kitera adı verirler
.
Söylentilere ilişkin en ilginç iki örnekten biri Ayasofyanın yapılışı (111
a ve b), ötekisi de Venedik Kentinin kuruluşuna ilişkindir (179 a ve b).
Ancak bu iki örnek uzun uzadıya anlatıldığı için buraya alınamamıştır.
Akdenizin Su
Durumuna, Biteyine (Florasına) Ve Direyine (Faunasına) İlişkin Bilgiler
Piri Reis, Akdenizi, kıyılarını ve bu kıyılarda yaşayan insanları yalnız
denizcilik, ekonomik ve sosyal içerikteki bilgilerle anlatmamış, Akdeniz
kıyılarının doğasını da gözler önüne sermiştir. Bahriye, sulara, akarsulara,
bitki örtüsüne ve canlılara ilişkin verdiği 608 bilgiyle, XVIncı yüzyıl
başlarında yazılmış bir coğrafya kitabı gibidir. Neler neler anlatılmaz ki!
Bu kadar geniş bilgiye erişilmesi ve bunların bir araya getirilerek
yazılması bile Piri Reisin bırakmış olduğu bilimsel mirasın değerinin ayrı
bir kanıtıdır.
Bahriyedeki Su Ve
Akarsulara İlişkin Bilgiler
Yaşamın temeli olan suyun denizciler için olan önemi herkesçe bilinmektedir.
Bu nedenle Bahriyede kuyu, pınar, akarsu ( çay, dere, ırmak) gibi türleri
verilerek, yerleri anlatılarak, içmeye elverişli olup olmadıkları
belirtilerek; 449 bilgi verilmektedir. Aşağıdaki örneklerde görülebileceği
gibi, bu bilgiler bazen en ince ayrıntıları ile açıklanmaktadır. Bazı büyük
nehirlere ilişkin açıklamalar ise tamamen coğrafya bilgileri niteliğindedir.
Çeşme, Pınar, Göze gibi Yerli Sular Su ve akarsular hakkındaki 449 bilgiden
85i yerli sulara ilişkindir. Bunlardan ikisi çeşmedir. Ancak bu iki çeşme
bilgisinden biri, su hakkında bilgi vermek amacıyla değil, Napoli Kentinin
güzelliğini anlatmak üzere, coğrafi bilgi niteliğinde kaleme alınmıştır.
İstatistiksel sayılara dahil edilmemekle birlikte, ilginç olduğu için
aşağıya alınmıştır.:
(S.232 a)
Bu kent (Napoli) tüm Frenk ülkeleri içinde eşi benzeri
bulunmayan bir kenttir. İnsanları da yüzlerinin güzelliğiyle ünlüdür. İçinde
öyle çeşmeler vardır , su bu çeşmelerin kiminde aslan, kiminde insan
memesinden, kiminde ağzından, her biri ayrı ustalıkla, birer sanat eseri
olarak mermerden yontulmuş lülelerden akar
Çeşmelerin yanı sıra, Bahriyede 30 pınar ve göze( bunların üçünün adı
verilmiştir, bazıları çınarlı, mersinli, incir dibinde gibi belliklerle
tanımlanmıştır), 27 kuyu (bunlardan biri dolaplı kuyu olarak verilmiştir), 9
sarnıç, 1 ayazma,1 ılıca, 2 kaplıca olmak üzere toplam 71 yerli su hakkında
bilgi verilmektedir. Ayrıca, bazı yerlerde kazınca su çıkar denilerek, su
bulunan 14 yer daha belirtilmiştir. Böylelikle yerli su toplamı 85
olmaktadır. Aşağıdaki örnekler özellikle seçilmiştir:
(S.75 a)
Susam (Sisam ) Adasının kenarına yakın, ingin, küçük bir
adacık vardır. Bu adacığın arasından büyük gemiler geçmez, çünkü sığdır.
Kayıkların yatması için, o adacığın boğazı iyi bir limandır. Onun güney-
batı tarafında alçak, engebesiz yerler vardır. Oraya akıp duran bir çay
vardır; fakat acı olduğu için o çayın suyunu hiç kimse içmez. Buralar
yapışkan çamurlu bir bataklıktır. Bu bataklığın yukarı başında, yeri iki
karış kazarlarsa tatlı su çıkar
(S.225 a)
Bu limandan ( Menarko Adasındaki Porto Ri) çıkıp gündoğusu
yönünden, poyraz tarafına dolaşınca, bir incir ağacının dibinden çıkan,
Tanrı vergisi bir pınara gelinir. Genellikle bu pınarın başında Türk ve Arap
kayıkçılar bulunur; bu pınardan su alırlar
(S. 64 a)
Burada içme suyu bulmak arzulanırsa, keşişleme tarafına yakın,
kıbleye karşı Hıristiyanların egemen olduğu dönemlerden kalma bir sarnıç
vardır. Bu sarnıç İstanbuldaki Binbirdirek gibi mermer direkler üzerinde
yapılmıştır. Onun içine girerek birikinti yağmur suyunu bulur ve alırlar. Bu
sarnıçtan başka bir sarnıç daha vardır. Böylece içme suyu gereksinimi bu iki
sarnıçtan karşılanır
Akarsular
Bahriyenin sulara ilişkin bilgileri akarsu ağırlıklıdır. Değişik tanımlarla
anlatılan akarsu ağırlıklı bilgileri sayısı 234dür. Anlatım biçimlerine ve
niteliklerine göre bunlar da kendi aralarında sınıflandırılmaya çalışılmış
olup ve aşağıdaki sonuçlara erişilmiştir:
Akarsu bilgilerinin 140ından burada bir su akar; su çıkar, su bulunur
akarsu geçer veya akarsu bulunur, su bulunur biçimlerinde söz
edilmiştir. Bunların 38 inin adı verilmiş, 5 sinde değirmen olduğu, 3 nün
içilmez, 2 inin acı olduğu, 3ünün kış aylarında aktığı belirtilmiştir.
(S. 359 a)
Gemiler Çamlıca Adası tarafına demirleyip yatarlar. Çünkü
oralar iyi demir yerleri olduğu gibi içme suyu da bulunmaktadır. Çevresinde
mersin ağaçları, küçük Cezayir menekşeleri bulunan güzel bir su akar
(s.77 b)
İçme suyu gerekirse,sözü edilen şuruk burundan bir palamar boyu
karada, çitlembikler içinde bir kaya yarığı vardır; o yarığa mumla girilir,
su alırlar
(s.90 a)
Burada da bir su akar, fakat içilmez. Yukarıda bir kuyu vardır,
içme sularını oradan alırlar
(s.52 b)
Eğriboz Kalesine giderken, Rumeli tarafında bir koy var; bu
koyda su da vardır. Sözü edilen koyun karşısında Eğriboz Adasında Poltuka
denilen bir köy yer alır.Bu köy akarsuyu olan ve turunç üretilen bir yerdir.
36 akarsu bilgisi
bağlı, bahçeli, akarsulu yerlerdir. veya
akarsuları olan bağlık bahçelik gibi deyimler kullanılarak anlatılmıştır.
Bunların sekizinin turunç, limon bahçeleri olduğu belirtilmiştir ki, bu
bahçeler burada sayılmamış, biteyler içinde hesaba katılmıştır:
(S. 46 a)
Arpa Limanının yanında büyük bir manastır var. O manastırın
adı Filanderdir. Bağlı bahçeli, akarsulu yerdir
(s.52 b)
Bu köy akarsuyu olan ve turunç üretilen bir yerdir.
Akarsu bilgilerinin 27si çaylardır. Bunlardan çay akar, çay, söğütlü çay
biçimlerinde söz edilmektedir ve beşinin adı da verilmiştir:
(S. 72 a)
Karayel karşısındaki burna Kalabak Burnu derler. Bu burnun
gündoğusu tarafına dolaşırlarsa, yıldıza karşı büyük bir çaya varılır. Bu
çaya Karlık Çay derler. Çok büyük ve kalın yani özellikle fidan desteklemede
kullanılan kamışlar vardır
Buranın gündoğusu tarafında Kestanelik Çayı
dedikleri büyük bir çay vardır.Yüksek bir dağın dibindeki bu çaya sandallar
girer
(S. 81 a)
Bu körfezin iki yanı kocaman yarlarla çevrilidir; deniz
derindir, dolayısıyla demir yeri yoktur. Bununla birlikte, iç sonunda biraz
sığ bir yer vardır, çünkü bir çay gelir, oraya akar. Buralar hasır otu, yani
hasır yapılan saz dolu yerlerdir. Zakkum ağacı çoktur. Su ise acıdır,
içilmez
Akarsu bilgilerinden 10nu derelerdir. 4ü isimsiz olarak verilmiş, 6sı
Çınarlı dere gibi deyimlerle, yataklarındaki biteyi ile anlatılmıştır.
Çınarlı dere olarak tanımlananlardan ikisinin ayrıca adı da yazılmıştır.
(s. 54 a)
o taşı geçip çınarlı dere önüne geldikten sonra
(s.55 a)
Herse Köyünün gündoğusu tarafındaki burnu doğu tarafına doğru
dolaşınca Huriş adını verdikleri çınarlı bir dere vardır; yaz kış akar
Su bilgileri içinde 7 si isimli, 3 ü de isimsiz toplam 10 ırmak
bulunmaktadır:
(S.236 a)
Pize ( Pisa), deniz kıyısına dört mil uzaklıkta büyük bir
kenttir. Kentin ortasından Arno dedikleri büyük bir akarsu geçer. Arno
Irmağı bir dağdan çıkar; Firentin Kentinin , sonra da Pizenin içinden
geçtikten sonra , Pizenin dört mil ötesinde denize dökülür. Pize ile
Firentin Kentinin arası bir buçuk günlük yoldur. yani denize döküldüğü
yerden üç mil içe değin olan kesime Poto Pizan derler. Arno Irmağı buradan
sonra bu asla anılır
Yukarıda açıklananlar dışında adı verilerek veya verilmeyerek 63 akarsudan
söz edilmiştir.
(S: 93 b)
Kereme körfezinin en sonunda Gökova Suyu denilen bir su akar;
onun yanında Kemer Azmağı adında bir su daha vardır. Bu sulara sandal
girebilir, fakat içilmez. Belirtilen bu kıyıların Bodrum Kalesinden Gökova
Suyuna kadar olan kesimin uzunluğu doksan mildir ve bu doksan millik arada
bulunan akarsuların hepsi acıdır, içilmez
Ayrıca 40 yerde içme suyu vardır, 3 yerde burası akarsuları olan verimli
yerlerdir, 1 yerde içme suyu azdır, 8 yerde suyu içilmez acıdır, 7
yerde suyu yoktur, 19 yerde de buralarda su vardır biçimlerindeki
ifadelerle ,yörenin su durumu hakkında bilgi verilmiştir. Konuya ilişkin
çeşitli örnekler aşağıdadır:
(s.:137a)
Bu adacıkların arası iyi yataktır. İçecek su arzulanırsa, Anti
Pakşonun yıldız tarafında , yerli bir kaya içinde sızıp akan biraz su
vardır. Kaylarda birikmiş olarak yağmur suları da bulunur
(s:72 a)
Gökliman ise, doğal bir limandır ve buraya şuruk tarafından
girilir, iki dağın arasındadır ve sanki bir dere gibidir. Çevre sarp
ormanlık,kuru, bu yüzden içecek suyu bulunmayan yerlerdir
(s.75 a)
Orada akıp duran bir çay vardır; fakat acı olduğu için o çayın
suyunu hiç kimse içmez. Buraları yapışkan çamurlu bir bataklıktır.
(S: 95 b)
Değirmen Deresi bir koydur. O koyun içinde bir akarsu vardır.
Bu suyun ayağında değirmenler çalışır. Fakat bu su tatlı su değildir, ancak
zorunlu durumlarda içilir
(s. 179 b)
Venedik Kentinin içecek suyu yoktur. İçecek sularını özel su
gemileri ile başka yerlerden getirirler. Bu gemilerde çoluk çocuk, kadın ve
tavuk bile bulunur. İçecek suyu geminin ambarına doldururlar. Gerektiğinde,
pınardan alır gibi,gerdel denilen özel kovaları daldırarak çıkarır ve
satarlar
(s.. 273 b)
Bu akarsuyun çevresinde çok güzel bağlar, bahçeler ve büyük
köşkler yer alır
Kalanı da değişik su durumlarını yansıtmaktadır.
Akdenizin Biteyi ( Florası) Ve Direyi (Faunası)
Bahriyede su ve akarsulardan sözü edilerek, Akdeniz coğrafyasına ilişkin
pek çok bilgi verilirken, Akdeniz ve kıyılarında yaşayan canlılarından, yani
direyinden ve Akdeniz kıyı ve adalarındaki bitki örtüsünden, yani biteyinden
söz edilmemiş olması olanaksızdır. Nitekim Piri Reis de değinilen konuları
göz ardı etmemiş, okuyucularını bu konularda da bilgilendirmiştir.
Akdenizin durumunu gerçek gözlemlere dayanarak açıklayan bu bilgiler,
günümüzün araştırmacıları için, çevre kirliliğinin boyutlarının
belirlenmesine bakımından da önemli bilgilerdir. Bu nedenle birkaç yerde,
uydu görüntüleri kullanılarak, çevre kirliliği açısından da bazı
kıyaslamalar yapılmaya çalışılacaktır.
Bahriyede, Akdenizin biteyine 107 yerde, direyine 22 yerde ve su
ürünlerine ( balık, mercan, istiridye gibi) de 30 yerde değinildiğini
belirtilmesi yararlı olacaktır.
Akdenizin Biteyi
Doğal olarak,Akdenizin biteyi denince ilk akla gelen, yaprağını döken ve
dökmeyen ağaçlardan oluşan orman ve koruluklardır. Piri Reis yazılı
metinlerde, orman adını kullanmakla birlikte bazen, çam, karaağaç ormanı
gibi adlarını da vererek, ağaç türlerini belirtmiş, ancak, yaprağını döken,
dökmeyen ayırımını yapmamıştır. Bu ayırım Bahriye haritalarının çiziminde
kısmen yapılmış olup, harita özel işaretleri incelenirken ele alınacaktır.
Bahriyedeki orman ağaçları bilgilerini çeşitli meyve ağaçları,
zeytinlikler, hurmalıklar, kamışlıklar gibi öteki bitey örtüleri izler.
Bütün bunlardan söz eden yerlerin sayısı 105 dir. Eserde Akdenizin biteyi
sınıflandırılırken, çam sakızı toplarlar biçiminde verilen bir bilgi, o
yörede çam ormanı olduğu, veya zeytinyağı üretilir biçimindeki bir ifade
de, o yörenin zeytinlik olduğunun işareti sayılmış ve buna göre
değerlendirme yapılmıştır.
Yukarıda verilen 107 sayısının 28i ormanlara ilişkin olup, dağılımı
şöyledir: 8 orman, 2 ormanlı dağ, 3 ormanlık ada,1 odun yükletilen yer, 6
çam ormanı, 4 Karaağaç ormanı, 1 ardıç ormanı, 1 palamut ormanı, 1 ağaçlı
burun, 1 çam sakızı toplarlar. Bu görüşlere dayanılarak seçilen bazı
örnekler aşağıdadır:
(S. 166 b)
Gemiler gelir, o adacığı sağ tarafa alarak içeri girerler ve
odun yükletirler. Bu odun yükleme yerinin kara tarafında bir kale vardır
(S: 47 a)
Özellikle, o limanın içindeki deniz kıyıları baştan başa
karaağaçlarla kaplıdır. Top kundakları ve gerekli başlıca nesneler yapımında
kullanılmak üzere kesime elverişli yerdir
Bu limanın dışında Kesendire
dedikleri bir kara burun vardır. Bu burundan kum burnuna varıncaya değin hep
çam ormanlarıdır
(S. 227 a)
Söz konusu bu üç liman hep dağ diplerinde, baştanbaşa çam
ağaçlarının çevrelediği bir yerde bulunmaktadır
(S. 144 b)
Yatağın lodos tarafındaki burnun uçunda ormanlık bir adacık
vardır
(S. 147 b)
Bu adacık ingin ve ayni zamanda bol ağaçlı bir yerdir
Bol
çam ağacı ve birçok köy vardır. Çam ağaçlarıyla kaplı olduğu için adada zift
de çoktur
(S. 160 b)
Bu kalelerin üzerinde, denizden bir mil kadar uzak, kara
içinde Le Mor Lake denilen büyük bir dağ yükselir. Venedik gemilerinin
yapıldığı ağaçlar bu dağdan kesildiği gibi, Venedikin her yerine giden
variller de bu dağın ağaçlarından yapılır
Ormanların yanı sıra Akdeniz bitki örtüsünün zenginliğinin bir göstergesi
olan öteki 79 çeşit bitey bilgisinin dağılımı da şöyledir: 11 Bağlık ve
bahçelik, 1 bahçe ve ağaçlar, 4 turunç,limon, bol meyve ağacı, 1 sakız
ağacı,1 kiraz ağacı, 1 kestane ağacı, 1 nar ağacı, 5 incir ağacı, 8
zeytinlik (2si zeytin ve zeytin yağı),7 kamışlık ve sazlık, (bunların ikisi
hasır otu yani koğalık), 5 abanoz ağacı ve ormanı 1 palamut ağacı, 2
zakkum,1 çeltik,1 serfine otu, 5 şeker kamışı veya şeker üretimi, 2 lale
(biri sultani laleler biçiminde), 2 otlu ve bol otlu yer, 1 ahlat ağacı, 1
akir karha,1 masrık (esrar otu), 1 sakız ağacı, 12 hurma ağacı ve 6 üzüm ve
bağ (biri üzüm yüklenir biçiminde). Doğal olarak sular konusu incelenirken
ele alınıp, sular içinde sayılan çınarlı dereler, söğütlü çay, mersin
ağaçları gibi bitey çeşitleri, yanlış hesaplamaya neden olmaması için
burada hesaba katılmamıştır.
Ormanlar dışında kalan biteylere ilişkin birkaç örnek aşağıda sunulmuştur :
(s..46 b)
Bu manastır, adı geçen dağın doğu tarafında ve denizden iki
mil kadar yukarıda yüksek bir yere yapılmıştır; bir kale gibidir. Her yanı
akarsuları olan turunç ve limon bahçeleridir. Ayrıca kiraz da çok yetişir,
Hatta o kirazları her yıl kuruturlar; kendilerine bir yıldan ötekine yiyecek
yaparlar
Ayrıca doğal bir tuzlası olduğu gibi, eşsiz güzellikte sultani
yapraklı laleler de yetişmektedir
.Özellikle o limanın içindeki deniz
kıyıları baştan başa karaağaçla kaplıdır
(S. 55 a)
Bu çayın gündoğusu tarafında Marka adında bir su akar. Bu
suyun iki yanı bağdır
(S.63 a )
Onun karayel tarafında Naldöken adı verilen taşlı bir yol
vardır. Kimi ığrıbarlar o yola karşı yatar ve üzüm yükler
(S. 69 b)
Körfez çevresi, ayni zamanda çok bayındır, çok bakımlı
yerlerdir. Bu yörede çok sakız ağacı yetişir; ayrıca büyük köyler de vardır
O körfezin hem deniz kıyısı yufka sulu demir yerleridir, hem de karşı
taraflarında bağlı bahçeli köyler de yer alır
(S.75 a)
Kalenin de güney batısı tarafında güzel bir ovada, güzel bir
çay yaz kış akar. Bu çayın iki yanı iri, kalın kamışlıktır. Hatta burada
fidanlar için destek çubukları ve kaval, ney kamışları da bulunur. Bu yerin
günbatısı tarafında ise bir sazlık var.O sazlığın içinden domuzları arayıp
çıkarır ve onları seyrederler. Ovada ceylanlar sürü halinde, bölük bölük
dolaşırlar
( S. 206 a)
Çayın öte yanında Kalkide İskilacı dedikleri bir koy, bu
koya, kara içine doğru üç mil uzaklıkta bir tepe üzerinde İskilacı denilen
bir kale bulunmaktadır. Burası bol kestane ağaçları bulunan bir yerdir. Bu
nedenle çevreden gemiler gelir; bu koyda açık yerler olduğu için, güvenlik
bakımından gemileri kıyıya çekerler ve kestane yükleyip giderler
(S. 268 a)
Vadil Kebirin poyraz tarafında Mensure adı verilen bir
akarsu daha bulunmaktadır. Bunun çevresi; büyük ağaçları bulunan ormanlık
yerlerdir. Eskiden Beceyeliler buradan gemi yapımında kullandıkları kereste
için ağaç keserlerdi
.Bu dağdaki köylerin ve Cicil Kalesinin çevresindeki
yöre halkı hep maslık, yani esrar otu ekip biçerler. Burası maslığı çok bol
olan bir yöredir
(S. 277 a)
Burası denizde, on mil uzaktan bile görülmeyecek ölçüde alçak
bir adadır. Yaklaştıkça ilkin hurma ağaçları görünür; çünkü hurma ağacı bol
olan bir yerdir. Bu adada yaşayan Araplar hep hurma ile beslenirler
(S. 292 a)
Bu yatağın gündoğusu- dörtte bir şuluk tarafında Ziraag
Zeytun denilen bir koy vardır. Bu koyun yakınındaki kıyılar zeytin
ağaçlarıyla kaplıdır
(S. 302 b)
Ortadaki ada en küçüğüdür. Üçüncü ada Reşit Kentinin
karşısındadır. Bu da ingin bir adadır; onun üzerinde çeltik ekerler
(S. 354 a)
Koyunluca Adasına Hıristiyanlar Serfine ferler. Bunun nedeni
burada
serfine adı verilen bir otun yetişmesidir. Bu ot bel ağrısına çok
yararlıdır
(268 a)
Cicil Kalesinin çevresindeki yöre halkı hep maslık, yani esrar
otu ekip biçerler. Burası maslığı çok bol bir yöredir
Bahriyeden, bunlar dışında doğanın görünümüne, erozyona, arazi yapısına
ilişkin başka bilgilere de rastlanmaktadır. Bunların başlıcaları 28 olup
dağılımları şöyledir: 2 liman erozyonu, 8 bataklık ( ikisi azmak olarak), 1
verimli yer,14 tuzla,1 balçıklı liman,2 yanardağ.
Bunlar dışında tarım yapılan yerlere ilişkin ve buğday ekilir, buğday
yüklenir biçiminde yansıtılan pek çok bilgi de yer almaktadır. Yukarıdaki
sayıya bunlar dahil değildir.Aşağıdaki örnekler, anlatılmak istenen hususa
açıklık getirecektir:
(S: 71 b)
Buraya (Nergisçik Limanına) yıldız tarafından girerler.
Ancak, kuru dağlarla çevrili olduğundan ...
(S. 63 a)
Buradan içeride İç Liman (İzmirin iç Limanı)vardır. Bu
limanın çevresi bir mildir. Oraya bir zamanlar büyük ığrıbarlarla girmiştik;
fakat daha sonra gittiğimizde dolmuş durumdaydı. Oraya artık küçük gemiler
girmektedir
(S. 92 b)
Bu bucak da iyi yataktır. Adacıktan içerideki kesimde birtakım
koylar ve yapışkan , çamurlu bataklıklar vardır. Bunlara Müskübi adını
verirler
(S. 213 b)
Onların arasından (adı sayılan birkaç ada) öce Bolkan(yazımcı
yanlışlıkla bolkan yazmış,volkan olmalı) Adasından başlayalım. Bu, ıssız
bir adadır. Adanın tepesi gece gündüz yanar durur.Tarih boyunca, doruğundaki
ateşin söndüğünü hiç kimse görmemiştir. Bolkanın otuz mil kadar karayel
tarafında Usturankola dedikleri yüksek bir ada daha vardır. Bu ada da
öylesine yanar ki sözcüklerle anlatmak olanaksızdır. Burası da ıssız bir ada
ve dağdır. Bu dağın her yanı ateştir, yanar durur. Özellikle dağın doruğunda
bir delik var. Kıble- şuluk günlerinde,rüzgarın çok güçlü estiği zamanlar o
delikten gökyüzüne o denli çok taş fırlar ki, görülmüş şey değil! Bu taşlar
göğe yükselince de çatlar, parça parça olup dökülür. Öteki günlerde de
durmadan yanar
(S. 228 b)
Pervise Adasının, bu boğaza dönük bir tuzlası var.Burası
ayni zamanda tuz yükledikleri bir iskeledir. Çok tanınmış olan bu tuzladan,
yılda elli altmış gemi tuz yüklenir.Bu nedenle burada Türk ve Arap pek çok
tutsak vardır. Gedelan (Katalanya; bugünkü İspanyanın Ebru Irmağı havzası
ve Barselona bölgesi) ülkesinde bu tuzladan daha çok esir çalıştırılan bir
başka yer bilinmemektedir
Akdenizin Direyi
Bahriyede Akdenizin direyine ilişkin 22 bilgi bulunmaktadır. Bunların 5
inde keçilerden, 5 inde ceylanlardan, 1 inde kaplandan, 1 inde
sivrisinekten, 1 inde domuzdan,1 inde koyundan, 1 inde tavşandan, 3 ünde
maymundan, 1 inde aslandan, 1 inde şahinden, 1 inde martıdan ve 1 inde
zararsız yılandan söz edilir:
(S.72 a)
Karanlık Derenin bir mil şuruk tarafında teke Burnu adlı
yüksek bir dağ var. Bu dağ kış günlerinde keçilerin kışlağıdır
(S.74 b)
Susam (Sisam) Adası dağlık, akarsuları olan ve av hayvanı
yönünden zengin bir adadır. Ceylanların ellisi yüzü, hep birlikte, sürü
halinde dolaşır
(S.88 a)
Körfezin günbatısı yönündeki burna Kızıl Burun derler. Burası
çok kaplan bulunan , sarp yumru bir dağdır
(S. 189 b)
Bu iki akarsuyun arası tümden ıssız, koyun ve keçilerin
dolaştığı ormanlık bir alandır
(S. 217 b)
Çevresi yaklaşık olarak on iki mil olan bu adada pek çok bir
tür küçük ceylan vardır. Kimi kez, bu adaya gittiğimizde, adada Sardinya
Adasından gelmiş olan avcılar ve sansun türü köpeklerle (eskiden düşmana
saldırtmak üzere, kavgada kullanılan köpek) karşılaşırdık. Avcılar kaçar,
biz de sansunlarla ceylan avlardık
(S. 76 a)
Adanın günbatısı tarafında küçük bir adacık vardır. O adacığa
Togancık (Doğancık) derler. Gerçekten de sarp ve çok doğan (şahin) bulunan
bir adadır
(S. 226 b)
Bu adacıkta anlatılamayacak kadar çok tavşan bulunmaktadır.
Örneğin bu adada dinlenme amacıyla biraz kalmıştık. O sırada üç yüz kadar
tavşan tutmuşlardı
(S. 270 a)
Beledd-i Unnap Tunus Sultanının egemenliği altındadır. Bu
kalenin yakınlarında bulunan sahrada , bitki türü akir karha adı verilen
üdül karh da denilen ve ilaç olarak kullanılan bir kök çok fazla yetişir.
Araplar otu toplar ve gelip giden gemilere kantar ile tartarak satarlar.Söz
konusu sahrada kağan aslan , yani çok öfkeli, kükreyen aslan da pek çoktur.
Bu nedenle sözü edilen yerlerde kafileler, örneğim kervanlar bile geceleyin
yolculuk yapmaz. Çünkü birçok kez aslanlar topluluk içinden adam kapmıştır
(S. 267 b)
(Becaye Kentinin) Yukarı, yani dağ tarafı çok sarp bir yer
olduğundan, kalenin o yanında duvar (sur) yoktur. Bu yüzden kırdan, belden
birçok maymun gelip kente girer ve halkın tavuklarını avlarlardı
Buranın
üstleri ise çam ağaçlarıyla kaplı, sarp bir dağdır. Bu dağda sayılmayacak
ölçüde çok maymun yaşar. Bir zamanlar, kayıkla kıyı boyunca su almağa
giderken, yavrusunu karnının altına almış durumda bir maymun gördüm. Bizi
görünce karnının altında yapışmış duran yavrusunu da alıp kaçtı
Akdenizin Su
Ürünleri
Bahriyede 30 ayrı yerde su ürünlerine ilişkin açıklamalar da yer
verilmiştir.Bunların 7 si balığı bol yer, 6 sı dalyan, 6 sı balık
avlarlar 3 ü balıkçılar bulunur, balıkçılıkla geçinirler gibi genel
anlatımlarla; 2 si sardalye, 2 si mercan, 1 kefal, 1 i yılan balığı, 1
istiridye, 1 midye gibi su ürününün adı verilerek anlatılmıştır. Bazı
örnekler aşağıdadır:
(S.42 a)
Buri gölü balığı çok olan bir göldür.O gölün ağzında balık
tutmak için dalyanlar kurmuşlardır
(S.63 a)
Bu adacıktan sonra,artık Menemen sahillerinde kıyının yakınına
gidilmez, çünkü çok sığdır ve bölük bölük dalyanlar vardır. Oralarda balık
avlarlar
(S. 139 a)
Körfez (Korfu) Adasının lodos tarafında Korusa dedikleri ve
içinde çok fazla yılan balığı olan bir göl vardır. Bu gölün denize doğal
bağlantısı, yani ağzı denize açık olduğu için, denizden kefal balığı sahile
gelir ve göle girer. Bu nedenle gölde kefal balığı da çoktur. Hatta,
balıkçılar,sandallarına sürekli olarak balık yükletirler
(S.149 a)
Bu adada bir tür ufak balık bulunur. Gemilerle buraya gelir,
balık avlar ve onları variller içine koyarak turşu ( salamura) yaparlar. Bu
turşuya sardalye turşusu denir
(S.131 b)
Anatoluka bir deniz kılağıdır. Bu deniz kulağının içi
sığlıktır. Anatoluka köyü de bu sığlara çakılan kazıklar üstünde yapılmış
evlerden oluşur. Şu anda bu köyün bütün halkı balıkçılıkla geçinir. İçecek
sularını sandallarla dışarıdan getirirler
Akdenizin Deniz
Dibi Bilgileri
Bahriyede Akdenizin değinilmediği yanı bırakılmamıştır. Bu denli ayrıntılı
ve çok yönlü bir çalışmanın , nasıl olup da yapılabildiğine şaşmamak mümkün
değildir. Nitekim, Bahriyede yalnız su ürünlerine değil, denizdeki görünen
veya su altında kalan kayalara, deniz dibinin yapısına ilişkin 24 ayrı bilgi
bulunmaktadır.
(S.296 b)
İskenderiye Burnunun yıldız tarafında, on mil açıkta,
iskandil atılırsa görülür ki deniz dibi kumdur.Kimileri iskandilin, dibi
bulduğunu sanır, çünkü iskandile pek fazla bir şey bulaşmaz. Yaklaşık otuz
mil açıkta, deniz dibi mercanla karışık kumdur. Eski İskenderiyenin
karşısındaki Şivate Kaplıcası ise ince kumla kaplıdır. İskenderiye
Limanının ağzından üç mil açığa değin deniz taşlıdır
(S.303 a)
Bu iskelenin üzerinde on iki kulaç su vardır. İskelenin
üzerine iskandil bırakılsa, demir pasına benzer ince kum çıkar. Bu kumun
demir pasına benzemesinden, orada iskele bulunduğu anlaşılır. Nitekim
iskelenin dışında kalan yerlerde iskandil bırakılırsa kara kum çıkar
Diger Konular
Bahriyenin içeriği yazmakla bitmez. Bu nedenle, son olarak, eserdeki tarihi
kalıntılar (arkeolojik bilgiler), Madenler ve yeraltı kaynakları ile
meteorolojik bilgiler özetlenerek, düzyazı bölümün fasıl başlıkları ve
haritaları hakkındaki bilgilere geçilecektir.
Tarihi Kalıntılar (
Arkeolojik Bilgiler)
Bahriyenin yazıldığı yıllarda eski eserler ve tarihi kalıntılar bugünkü
önemi taşımıyor ve yeterince önem verilmiyordu. Buna karşın Piri Reis,
Bahriyesindeki açıklamalarda, 7 ayrı tarihi kalıntıya ilişkin bilgi
vermiştir. Örneğin:
(S: 116 b,a)
Temaşalık dediğimiz yer, deniz üzerine abanmış, İstanbulun
At Meydanında olduğu gibi, yüksek bir yerde, kıbleye karşı, mermer sütunlar
bulunan bir yerdir. Bu mermer sütunlar, yine tıpkı, İstanbulun At Meydanı
sütunları gibi bir sıra (sıravari) dikilmiştir. Bu direkler nedeniyle,
Müslüman olmayan halk bu burna Kavu Kolon derler; Direk Burnu anlamına
gelir. Kavu kolondan Atina Limanı günbatısı- Karayel yönünde, kırk beş
mildir
Madenler ve Yeraltı
Kaynakları
Bahriyede Akdeniz kıyılarında işletilen veya işletilmiş madenler ve
hakkında da bilgi verilmiştir. Tuzlalar da madenler arasında sayılmıştır. Bu
kümeye alınanlar, bir bakıma ekonomik konular kümesinde de ele alınabilirdi.
Ancak özelliği nedeniyle böyle yapılmamış yalnız bağımsız bu küme içinde
sayılmıştır: Konuya ilişkin toplam 27 açıklama vardır. Bunun 14dü tuzla,
3ü değirmen taşı, 3ü mermer ocağı,2si santoran taşı,1i gümüş madeni,1i
küsüre taşı,1i taşocağı,1i kömür ocağı ve 1i manyetit madeni bilgisidir.
Örnekleri aşağıdadır:
(s.73 b)
Bu kıyılarda, Santoron taşı da çok bulunur. Bu taş ,suya
bırakılınca batmayan, kaba bir taştır. Kimi kişiler bu taşla ayak ezerler
.
(s.236 b)
Adanın dağlarında mıknatıs taşı ( magnetit) bulunmaktadır.
Gemicilerin kullandıkları mıknatıs taşları bu adadan sağlanmaktadır
(s.319 b)
burası da iyi bir limandır. Bu limanın kıyıları baştan başa
küsure taşıdır
(s.111 b)
Aya Sofya için kullanılan Tekuri mermerlerin çoğunun Sığırcık
Adalarından kesildiğini söylerler. Şu anda mermerlerin kesildiği söylenen
yerler bilinmektedir
(s.108 a)
Denizden giderken belliği, adanın ortasındaki yüksek bir dağdır.
Bu dağa Perekiye derler. Bu dağın ötesinde, deniz kıyıları ak yarlar gibi
görünür; çünkü bu adada mermer ocakları çoktur
(s.333 a)
Bu köyde yaşayanlar tuz işiyle uğraşırlar; çünkü, hisarın
önünde bir tuzla vardır.
Meteorolojik
Bilgiler
Bahriye, ayni zamanda denizcilik konularını da ele aldığında, içeriğinde
yağış, rüzgar, sıcaklık gibi hava durumuna ilişkin bilgilerin bulunması
doğaldır ve aslında Bahriye bu gibi bilgilerle de doludur. Ancak bunlar,
tümüyle denizcilere limanlara giriş çıkışlar, liman olmayan yerlerde
gemilerin güvenle yatabileceği yerler veya limanlık yerlerde gemilerin
yatarken karşılaşabileceği tehlikeli durumlar hakkında bilgi verirken
kullanılmış sıradan bilgilerdir. Bunlardan birkaç örnek aşağıdadır:
(s.288 b)
Hilal Koyu, rüzgar denizden gelmediği zamanlar gemi yatağıdır
,
(s.289 a)
Bu liman içinde yıldız dışında hiçbir rüzgardan sakınmak
gerekmez. Yıldızın ise soluganı girer. Yani dar ağızdan girip kıyıya
çarparak kabaran ve güçlü çalkantılara yol açan dalgalar gelir
,
(s.207 a)
Bu yörelerde gemi yatmaz. Ancak Kavu İsperto Ventodan Rice
Kalesine değin, yıldız- poyraz günlerinde yolcu gemileri yatar ve rüzgar
beklerler
,
(s.46 a)
ancak rüzgar deniz yönünden eserse,açık olduğu için, orada gemi
yatmaz
,
(s. 47 a)
Adı geçen limanın ağzı poyraza karşı olduğundan,poyraz ve
gündoğusu bu limancıkta yatan gemiye zarar verebilir
Oysa, Bahriyede, Akdeniz kıyılarının bazı yerleri için öyle bilgiler
verilmiştir ki, bunlar tam anlamıyla hava durumunun ayırt edici
özelliklerini anlatan, gerçek meteorolojik bilgilerdir. Bahriyede bu tür 12
bilgi bulunmaktadır, bunlardan bazı örnekler aşağıda sunulmuştur.
(s.288 b)
Bu buruna Avrupalılar Kavu Rasivis der. Ünlü bir burundur.Bu
burun, ayni zamanda,iki rüzgarın sınırıdır. Örneğin, yaz günlerinde denizden
gelen rüzgar bu burunda ikiye ayrılır: Bir bölüğü kıyı boyunca Magrip yönüne
gider doğu yeli olur; öteki bölüğü İskenderiye tarafına gider batı rüzgarı
olur
(251 a)
Burada gemiler palamarı kıyıya bağlarlar; çünkü kıyıdan çok sert
rüzgar gelir; dağdan ve akarsuyun bulunduğu yönden de yine çok sert sağanak
düşer
(s.361 a) Bilinmelidir ki kıble rüzgarlarının estiği günlerde, İlimli
Adası tarafından Çanakkale Boğazına gelirken, Kıble- şuluk yönünden rüzgar
çok sert eser ve Boğaza girmeyi engeller
(s.50 b,51 a)
Burası; anlatılamayacak kadar sert rüzgarların estiği,
sağanak yağışların görüldüğü bir yerdir.Öyle ki, bir gemi böyle bir anda
buralara düşerse kesinlikle büyük zarar görür. Adalar arasında bu yer gibi
sağanak yağışlı yer yoktur.
(s.49 a)
Bilatımana kenarları yüksek dağlarla çevrilidir. Kıble tarafından
dolaşıp ta Koloz Körfezine varıncaya değin bu dağlardan Selanik Körfezini
döven sert rüzgarlar eser
Akdeniz Kıyılarında
Erozyon
Piri Reis pek dikkatli bir gözlemcidir. Önemli gördüğü her değişikliği not
almış ve bunları yari geldiğinde kitabına yazmıştır. Bunlardan biri de
Akdeniz kıyılarında gözlemlediği, erozyondan ileri gelen değişiklikler, yani
akarsuların sürüklediği kalıntıların, kıyıları doldurmasıdır. Bu
değişiklikler, aşağıdaki örneklerde olduğu gibi, bazı yerlerde küçük bir
liman, bazı yerlerde de İzmir Körfezi gibi geniş bir alanda olagelmiş veya
gelmektedir. Piri Reis için erozyonun büyüklüğü veya küçüklüğü değil, olayın
olagelmesi önemlidir; gözlemlediği an bunu kaleme almaktadır. Eserde bu
nitelikte 4 yerde bilgi verilmektedir:
(s.57 a) ..Deve Boynunun gündoğusu tarafına altı mil kadar gelince Sivrice
dedikleri bir limancığa ulaşılır. Sivrice eski dönemlerden kalma ören bir
kaleciktir. O kaleciğin önünde insan eliyle yapılmış küçük bir liman vardır;
fakat bu liman şimdi dolmuş bir durumdadır.
(s. 63 a)
Buradan içeride (İzmir Kalesinden içeride) İç Liman vardır. Bu
limanın çevresi bir mildir. Buraya, bir zamanlar, büyük ığrıbarlarla
girmiştik; fakat daha sonra gittiğimizde dolmuş durumdaydı. Oraya artık
küçük gemiler girmekte
Sayın Konuklar,
Buraya değin olan açıklamalarımda, 15 yılı aşkın çalışmalarıma dayanarak
Bahriyeyi biçimsel ve içerik bakımından özetleyerek sizlere sunmaya
çalıştım. Amacım, Piri Reis ve öteki yapıtları gibi Bahriyenin incelenmeye
değer pek çok konuyu içerdiğini göstermektir. Böylelikle yeni eni çalışmalar
başlatılmasına ortam hazırlayabildimse, çorbada bir tutam da olsa tuzum
bulunacağı için, meslektaşım, büyük bilim adamı Piri Reise karşı olan
şükran borcunu ödeyebileceğime inanıyorum.
Beni sabırla dinlediğiniz için şükranlarımı sunar, sorularınızı yanıtlamaya
hazır olduğumu arz ederim.
|